Thursday, Jan 18th

Last update:04:21:48 AM GMT

You are here:
 

Türk-Sağlık Sen katsayılara karşı dava açtı

E-posta Yazdır PDF

ailehekimleri net olarak turk sağlık sen i arayıp aile hekimlerinin merak ettiği yürütmeyi durdurma kararı ile ilgili nolacak halimiz diye sorduk!

Verilen bilgiye göre, karar henüz Türk-Sağlık Sen'e ulaşmamış.Ulaştıktan sonra Türk-Sağlık Sen'in bu  karara Danıştay İdari Davalar Kurulu'nda itiraz hakkı bulunuyor. Hukuk departmanı ayrıca çok önemli bir bilgi daha verdi . Türk -Sağlık Sen yönetmeliğe yeni bir dava daha açıyor. Dava konusunda, hasta gruplarına göre katsayıların iptali öne çıkıyor. Bu yeni davada rapor, izin hakları ve istifada bekleme gibi hak kayıplarına da iptal isteniyor.

Davanın detayları :

  

 DANIŞTAY İLGİLİ DAİRESİ SAYIN BAŞKANLIĞI?NA

 

YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLİDİR.

 

 

DAVACI                     : Türk Sağlık ? Sen [Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kolu Kamu Görevlileri Sendikası]

                                    Dr. Mediha Eldem Sok. No: 85  6640 Kocatepe / ANKARA

 VEKİLİ                       : Av. Murat BAHADIR, Av. Zekai YİĞİT

                                    (Aynı Adreste)

 DAVALI                     : Sağlık Bakanlığı

                                     ANKARA

 İLAN TARİHİ             : 30/12/2010

 DAVA KONUSU     : 30/12/2010 tarih ve 27801 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin,

-     8. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ?Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları tarafından kullanılmayan izin süreleri bir sonraki sözleşme dönemine aktarılamaz.? ibaresinin,

-     8. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ?yıllık izninin bitiminden sonra beş gün daha? ibaresinin,

-     8. maddenin dördüncü fıkrasında yer alan ?Bir sözleşme dönemi boyunca rapor süresi yüzseksen günü aşan aile hekimi veya aile sağlığı elemanının sözleşmesi fesholunmuş sayılır.? ibaresinin,

-     9. maddesinde yer alan ?Haftalık Çalışma Süresi Kırk Saatten Az Olmamak Kaydıyla? ibaresinin,

-     13. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ?herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan? ibaresinin,

-     13. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin,

-     13. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin,

-     13.maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan ?sekiz haftayı? ibaresinin,

-     14. maddesinin birinci fıkrasının ve bu fıkranın atıfta bulunduğu Ek (2)?nin,

-     14. maddesinin üçüncü fıkrasının,

-     14. maddesinin beşinci fıkrasının,

-     14. maddesinin altıncı fıkrasının,

-     15. maddesinde yer alan ?iki ay önceden bildirmek kaydıyla? ve ?iki aylık süreyi beklemeden? ibarelerinin,

-     15. maddesinde yer alan ?Müdürlüğün kabul etmemesi durumunda, bu süreyi doldurmadan görevden ayrılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanı, bir yıl süreyle sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı elemanı olamaz.? ibaresinin,

-     16. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ?1) 0-59 ay grubu için (1.6) katsayısı, 2) Gebeler için (3) katsayısı, 3) 65 yaş üstü için (1,6) katsayısı, 4) Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler için (2.25) katsayısı, 5)Diğer Kişiler için (0,79) katsayısı, esas alınır.? ibaresinin,

-     16. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ?Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezler ile nüfus ve coğrafi yapısı nedeniyle kayıtlı kişi sayısının zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde, kayıtlı kişi sayısı(2400)?den fazla, diğer yerlerde (4.000)?den fazla ise, kayıt tarihi esas alınmak üzere bu sayıları aşan kısım için aile hekimlerine herhangi bir ödeme yapılmaz.? ibaresinin,

-     16. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin,

-     16. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ?her yüz? ibaresinin,

-     16. maddesinin 2. fıkrasının,

-     16. maddesinin 5. fıkrasında yer alan ?herhangi bir ad altında ödeme yapılamaz.? ibaresinin,

-     17. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinin,

-     17. maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinin,

-     17. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan ?Aile hekimliği sözleşmesi bulunmayan geçici aile hekimine 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz.? ibaresinin,

-     17. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan ?Aylıklarına ve ücretlerine ilave olarak birinci ve üçüncü fıkralara göre yapılacak ödemelerin toplamı, tavan ücretin üç katını geçemez.? ibaresinin,

-     18. maddesinin birinci fıkrasının,

-     19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ?1) 0-59 ay grubu için (1.75) katsayısı, 2) Gebeler için (3) katsayısı, 3) 65 yaş üstü için (1,75) katsayısı, 4) Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler için (2.25) katsayısı, 5)Diğer Kişiler için (0,80) katsayısı, esas alınır.? ibaresinin,

-     19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ?Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezler ile nüfus ve coğrafî yapısı nedeniyle kayıtlı nüfusun zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde, kayıtlı kişi sayısı (2.400)?den fazla, diğer yerlerde (4.000)?den fazla ise, kayıt tarihi esas alınmak üzere bu sayıları aşan kısım için aile sağlığı elemanlarına herhangi bir ödeme yapılmaz..? ibaresinin,

-     19. maddesinin 2. fıkrasının,

-     19. maddesinin 5. fıkrasında yer alan ?herhangi bir ad altında ödeme yapılamaz.? ibaresinin,

-     20. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin,

-     20. maddesinin ikinci fıkrasının,

-     20. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan ?Aile sağlığı elemanlığı sözleşmesi bulunmayan geçici aile sağlığı elemanına 209 sayılı Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz.? ibaresinin,

-     20. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan ?Aylıklarına ve ücretlerine ilave olarak birinci ve ikinci fıkralara göre yapılacak ödemelerin toplamı, tavan ücretin %75?ini geçemez.? ibaresinin,

-     22. maddesinde yer alan ?on beş gün içinde? ibaresinin,

öncelikle ve ivedilikle yürütmesinin durdurularak müteakiben İPTALİNE karar verilmesi talebimizin sunulmasından ibarettir.

 AÇIKLAMALAR       :

1-) Ehliyet Yönünden:

 Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kolu Kamu Görevlileri Sendikası, 4688 sayılı  Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun 19. maddesinin ? f ? bendi uyarınca; ? Üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını, her düzeyde ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak hakkına sahiptir.? Ayrıca, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, 18.06.2006 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 2005/1 E. ve 2006/1 K. Sayılı kararıyla 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 19'uncu maddesinin (f) bendi uyarınca kamu görevlileri sendikaları ve üst kuruluşlarının üyeleri hakkında tesis edilen bireysel (sübjektif) işlemlere karşı üyelerini temsilen dava açma ve bu nedenle açılan davalarda taraf olma hakkının bulunduğu yönünde hüküm tesis etmiştir.

 2-)  Davanın Özeti:

 30/12/2010 tarih ve 27801 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin dava konusu ettiğimiz hükümleri, hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırılık teşkil etmekte olup aile sağlığı elemanı ve aile hekimi olarak görev yapan üyelerimizin mağduriyetine sebebiyet verdiğinden iptal edilmeleri gerekmektedir. Şöyle ki;

 3-)  Genel Olarak İptal Sebepleri:

 Bilindiği gibi, Aile Hekimliği Uygulaması, 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanununun 2004 yılında yürürlüğe girmesiyle birlikte hukukumuzdaki yerini almıştır. Bu konuda anılan Kanun ve Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği ile Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmelik temel mevzuatları oluşturmaktadır. Dava konusu ettiğimiz 30/12/2010 tarih ve 27801 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik yukarıda bahis mevzu ettiğimiz Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır.

 5258 sayılı Kanun hükümlerine göre; Aile hekimi; kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabiptir. Aile sağlığı elemanı ise; aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık elemanıdır. Aile hekimleri, çoğunlukla Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık ocaklarında istihdam edilen 657 sayılı DMK?na tabi pratisyen hekimlerden ve aile sağlığı uzmanları ile diğer uzman hekimlerden sözleşmeli olarak uygulama kapsamına alınmıştır.

 Ülkemizde genel olarak birinci basamak sağlık hizmetlerinin kaliteli, etkin ve verimli bir şekilde yürütülememesinden dolayı özellikle ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin yükünde aşırı bir artış olmuştur. Böylece, hastaların tekrar muayeneleri artmış, ilaç israfı had safhaya ulaşmış ve adeta sistem çökme noktasına gelmiş ve tüm bu sebeplerle aile hekimliği uygulamasına geçilmiştir. Uygulamanın başlangıcında aile hekimleri kadrolu olarak çalıştıkları dönemde aldıkları ücretten % 5  - % 50 ornında daha fazla ücret alabilmek için gönüllü olarak aile hekimliği uygulamasına geçmişlerdir. Ancak, aile hekimliği statüsü aynı işe % 50 daha fazla ücret şeklinde değil % 200 ü aşan ek hizmete karşılık % 50 oranında fazla ücret için çalışmayı göze alma pahasına olmuştur. Aile hekimliği uygulamasına geçen personeller de Bakanlıkça cazip hale getirilen sisteme girmiş ve farklı kurumlarda ek mesailer yapmaktan kurtulmanın sevinciyle büyük bir özveri ile sağlık hizmeti sunmaya başlamışlardır. Ancak, Sağlık Bakanlığı daha önce de defalarca yargı yoluna gittiğimiz birçok düzenleyici işlemle ( yönetmelik, genelge, tebliğ vb. ) sürekli söz konusu personellerin ücretlerini azaltma yoluna gitmekte bunun yanında görev ve sorumluluklarını ise alabildiğine arttırma yoluna gitmektedir.

 Bilindiği gibi, Anayasamızın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa?ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir. Anayasamızın 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devletini ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Hukuk devletinin gereklerinden biri hukuk kurallarının belirlilik ve öngörülebilirlik niteliklerini taşımasıdır. Hukuksal güvenlik, kişilerin gelecekle ilgili plan, düşünce ve kararlarında var olan hukuk kurallarına güvenerek hareket etmelerinin hukuken korunması gereğini ifade eder. Bu durum hukuk devleti anlayışının bir gereği olduğu kadar, Anayasa?nın 5. maddesiyle, Devlete yüklenen, ?vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama? ödevinin de bir sonucudur. Bir statü hukuku olan memur hukuku, memurluğun koşulları ile hak ve yükümlülüklerinin önceden düzenleyici işlemlerle belirlenmesini gerektirir. Yönetimin tek yanlı iradesi ile yaptığı düzenlemelerle getirilen kuralların, yönetimin yine tek yanlı iradesi ile değiştirilmesinde, hukuk devleti ilkelerine uyulmasının ve hukuk düşüncesine sıkı sıkıya bağlılığın varlığı esastır.

 Ancak, Sağlık Bakanlığı yukarıda yer verdiğimiz anayasal hükümlere aykırı olarak getirdiği her yeni yasal düzenleme ile aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının kendine özgü statülerini personelin aleyhine ve idarenin lehine olacak şekilde dizayn etmektedir. Böylece, çember her geçen biraz daha daralmakta aile hekimleri ile aile sağlığı elemanlarına yaşam alanı bırakılmamaktadır.

 Sonuç olarak, Sağlık Bakanlığı etkin ve verimli bir şekilde yürütemediği birinci basamak sağlık hizmetlerini sağlık ocaklarını kapatmak suretiyle aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına devretmiş ve böylece hem hizmet kalitesini arttırmış hem de bu kuruluşları yönetme külfetinden kurtulmuştur. Dolayısıyla, aile hekimleri bu sisteme dahil olmak suretiyle aslında Sağlık Bakanlığının asli görevlerini üstlenmişlerdir. Nitekim, Sağlık Bakanlığının yasal düzenlemeleriyle, artık aile hekimleri sadece idarenin sorumluluğunda olan vergi tahsilatı, muhasebe hizmetleri, yönetim, denetim, temizlik, istihdam, demirbaş ve sarf malzemesi alımı benzer mali işlerin yanında ulaştırma gibi sayılamayacak bütün hizmet ve sorumlulukları yüklenmek suretiyle asli görevleri olan sağlık hizmetlerini yürütemeyecek konuma gelmişlerdir. Dava konusu ettiğimiz yönetmelik hükümleri de bu durumun bariz bir göstergesidir.

 4-) Yönetmeliğin 8. Maddesinin Birinci Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 a-) Yönetmeliğin 8. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan ?Aile Hekimleri Ve Aile Sağlığı Elemanları Tarafından Kullanılmayan İzin Süreleri Bir Sonraki Sözleşme Dönemine Aktarılamaz.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 Dava konusu hükümle; Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları tarafından kullanılmayan izin sürelerinin bir sonraki sözleşme dönemine aktarılamayacağı hükmüne yer verilmiş olup hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil eden söz konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 Bilindiği gibi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 103.maddesinde:?Yıllık izinler, amirin uygun bulacağı zamanlarda, toptan veya ihtiyaca göre kısım kısım kullanılabilir. Birbirini izleyen iki yılın izni bir arada verilebilir. Cari yıl ile bir önceki yıl hariç, önceki yıllara ait kullanılmayan izin hakları düşer.? Hükmüne yer verilmiş olup dava konusu ettiğimiz hüküm yukarıda yer verdiğimiz kanun hükmüyle açıkça çelişmektedir. Ayrıca, yıllık izin, personelin bir yıl boyunca göstermiş olduğu çalışma  performansının verdiği yorgunluğu gidermek ve yeniden güç kazanarak, hizmetin kalite ve verimliliğini artırmayı amaçlayan yasal bir dinlenme hakkıdır. Dolayısıyla, yasal olarak memurlara tanınan bir hakkın dava konusu yönetmelik hükmüyle aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarına tanınmaması Anayasamızın 10. maddesinde düzenlenen ?Kanun Önünde Eşitlik? ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Zira, Anayasamızın 10.maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Yine, dava konusu hüküm, kamu sağlık kurum ve kuruluşlarındaki çalışma barışını zedelediğinden, Anayasamızın 49. maddesinde yer alan:?Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.? Hükmüne de aykırılık teşkil etmektedir. Bu itibarla, dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

 b-) Yönetmeliğin 8. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan ?Yıllık İzninin Bitiminden Sonra Beş Gün Daha? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 Dava konusu yönetmeliğin 8. maddesinin birinci fıkrası olan:?Sözleşmeli olarak çalıştırılan aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarına mazeretleri sebebiyle yıllık izninin bitiminden sonra beş gün daha izin verilebilir.? Hükmündeki yıllık izninin bitiminden sonra beş gün daha ibaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 Bilindiği gibi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 104.maddenin (ç) fıkrasında:?Yukarıda belirtilen hallerden başka, merkezlerde atamaya yetkili amirler, illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar ve yurt dışında, diplomatik misyon şefleri tarafından dairesi amirinin muvafakatiyle, bir yıl içinde toptan veya parça parça olarak, mazeretleri sebebiyle memurlara 10 gün izin verilebilir. Zaruret halinde on gün daha aynı usulle mazeret izni verilebilir. Bu takdirde ikinci defa aldığı bu izin yıllık izninden düşülür.? Hükmüne yer verilmiş olup dava konusu ettiğimiz hüküm yukarıda yer verdiğimiz kanun hükmüyle açıkça çelişmektedir. Zira, mazeret hali olağan dışı bir durum olup çalışanların dinlenmesine imkan tanıyan izin hakkı ile karıştırılmaması gerekmektedir. Dolayısıyla, mazeret halinin çalışma sürelerine tekabül eden süre içerisinde ortaya çıkması durumunda idarenin inisiyatifine bırakılması açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil etmektedir. Bu durum, aynı zamanda Anayasamızın 10. maddesinde düzenlenen ?Kanun Önünde Eşitlik? ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Zira, Anayasamızın 10.maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Yine, dava konusu hüküm, kamu sağlık kurum ve kuruluşlarındaki çalışma barışını zedelediğinden, Anayasamızın 49. maddesinde yer alan:?Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.? Hükmüne de aykırılık teşkil etmektedir. Bu itibarla, dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

 c-) Yönetmeliğin 8.Maddesinin Dördüncü Fıkrasında Yer Alan ?Bir Sözleşme Dönemi Boyunca Rapor Süresi Yüz seksen Günü Aşan Aile Hekimi Veya Aile Sağlığı Elemanının Sözleşmesi Fesholunmuş Sayılır.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 Dava konusu yönetmeliğin 8. maddesinin birinci fıkrasında yer alan:?Bir sözleşme dönemi boyunca rapor süresi yüzseksen günü aşan aile hekimi veya aile sağlığı elemanının sözleşmesi fesholunmuş sayılır.? İbaresi  hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 

 Bilindiği gibi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ?Hastalık İzni? başlığını taşıyan 105.maddesinde ise; ?Memurlara hastalıkları halinde, verilecek raporlarda gösterilecek lüzum üzerine, aylık ve özlük haklarına dokunulmaksızın aşağıdaki esaslara göre izin verileceği,

A) On yıla kadar (on yıl dahil) hizmeti olanlara altı aya kadar,

B) On yıldan fazla hizmeti olanlara on iki aya kadar,

C) Kanser, verem ve akıl hastalıkları gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığa yakalananlara on sekiz aya kadar izin verileceği, izin süresinin sonunda hastalıklarının devam ettiği resmi sağlık kurullarının raporu ile tespit edilenlerin izinlerinin bir katına kadar uzatılır? şeklinde düzenlenerek hüküm altına alınmıştır.

 

Dolayısıyla, insan sağlığı ve çalışma verimi bakımından en önemli mazeretlerden olan, aynı zamanda öngörülemeyen hastalık hali için rapor süresinin 180 günle sınırlandırılmış olması, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda yer verilen ve farklı düzenlemeyi içeren hastalık iznine ilişkin hükme açıkça aykırıdır. Bu itibarla, dava konusu hükümde üst hukuk normlarına uyarlık bulunmadığından iptali gerekmektedir.

 Ayrıca, Anayasamızın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa?ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir. Anayasamızın 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devletini ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Hukuk devletinin gereklerinden biri hukuk kurallarının belirlilik ve öngörülebilirlik niteliklerini taşımasıdır. Hukuksal güvenlik, kişilerin gelecekle ilgili plan, düşünce ve kararlarında var olan hukuk kurallarına güvenerek hareket etmelerinin hukuken korunması gereğini ifade eder. Bu durum hukuk devleti anlayışının bir gereği olduğu kadar, Anayasa?nın 5. maddesiyle, Devlete yüklenen, ?vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama? ödevinin de bir sonucudur. Bir statü hukuku olan memur hukuku, memurluğun koşulları ile hak ve yükümlülüklerinin önceden düzenleyici işlemlerle belirlenmesini gerektirir. Yönetimin tek yanlı iradesi ile yaptığı düzenlemelerle getirilen kuralların, yönetimin yine tek yanlı iradesi ile değiştirilmesinde, hukuk devleti ilkelerine uyulmasının ve hukuk düşüncesine sıkı sıkıya bağlılığın varlığı esastır.

 5-) Yönetmeliğin 9. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan:?Haftalık Çalışma Süresi Kırk Saatten Az Olmamak Kaydıyla? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 Dava konusu yönetmeliğin 9.maddesinin birinci fıkrasında yer alan:?Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları, görevlerini haftalık çalışma süresi kırk saatten az olmamak kaydıyla, Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde belirlenen usûl ve esaslar çerçevesinde yerine getirir.? Hükmündeki haftalık çalışma süresi kırk saatten az olmamak kaydıyla ibaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 Dava konusu hüküm, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının asgari çalışma süresini düzenlerken üst sınır koymamak suretiyle çalışanları idarenin insafına ve keyfiyetine bırakmaktadır. Nitekim, kamuda görev yapan personellerin çalışma sürelerini belirleyen tüm mevzuatlarda asgari çalışma süresi düzenlenir iken bu sürelerin üzerinde yapılacak çalışmalara bazı kısıtlamalar getirilmektedir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 99. maddesinde:?Memurların haftalık çalışma süresi genel olarak 40 saattir. Bu süre Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenlenir. Ancak özel kanunlarla yahut bu kanuna veya özel kanunlara dayanılarak çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklerle, kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma süreleri tespit olunabilir.? Hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca, 4857 sayılı İş Kanununun 63. maddesiyle işçiler bakımından çalışma süresi haftada en çok 45 saat olarak düzenlenmiştir. 25.05.2010 tarih ve 27591 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinin ?Çalışma Saatleri?  başlığını taşıyan 10. maddesinin birinci fıkrasında; Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının tam gün esasına göre çalışacakları, ikinci fıkrasında ise; Mesai saatleri ve günlerinin, çalışma yerinin şartları da dikkate alınmak suretiyle çalıştığı bölgedeki kişilerin ihtiyaçlarına uygun olarak aile hekimi tarafından belirleneceği ve müdürlükçe onaylanacağı, çalışma saatleri içerisinde poliklinik gün ve saatlerinin ayrıca belirtileceği,  yapılacak ev ziyaretleri ve gezici/yerinde sağlık hizmetlerinin çalışma süresine dahil edileceği, çalışılan günler ve saatlerin aile sağlığı merkezinin görünür bir yerine asılarak kişilerin bilgilenmesinin sağlanacağı hükmüne yer verilmiştir.

 BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin ?Adil ve Uygun İşte Çalışma Şartları? başlığını taşıyan 7.maddesinde ise:?Bu Sözleşmeye Taraf Devletler herkese adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı tanır. Bu şartlar aşağıdaki hakları güvence altına alır: a) Bütün çalışanlara sağlanan asgari bir gelir ile birlikte en azından:

i) Hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın özellikle kadınların erkeklerin çalışma şartlarından daha alt düzeyde olmayan şartlarda çalışmaları güvence altına alınarak, eşit işe eşit ve adil ücret;

ii) bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, kendisi ve ailesi için nezih bir yaşam;

b) Güvenli ve sağlıklı çalışma şartları;

c)  Herkesin işinde daha yüksek mevkilere atanma sırasında, kıdem ve ehliyetten başka bir ölçüye tabi olmaksızın, eşit imkanlar;

d) Dinlenme, çalışma arası, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ile ücretli yıllık izin ve resmi tatillerde ücret verilmesi.? Hükmüne yer verilmiştir.

Son olarak, 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun bazı maddelerini iptal eden Anayasa Mahkemesinin Esas Sayısı : 2010/29 Karar Sayısı : 2010/90 olan 16.7.2010 tarihli kararında ?Günlük yoğun çalışma temposu, yüzyılın başında yasaklanan bir çalışma biçimidir ve Anayasanın 50 nci maddesinin üçüncü fıkrasıyla güvence altına alınan ?dinlenmek çalışanların hakkıdır? ilkesine de aykırıdır. Anayasanın 50 nci maddesinin gerekçesinde, ?Dinlenme çalışanların hakkıdır. Bu hem çalışanın bedenen korunması için zorunlu hem de çalışanın dinlenme sonrası çalışmasının verimi için gereklidir.?denilmek suretiyle, dinlenme hakkının önemi vurgulanmıştır.?hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen mevzuatların tümü birlikte değerlendirildiğinde; çalışanın  çalışma şartları ile ilgili olarak, çalıştırana karşı korunduğu, asgari çalışma süreleri veya fazla çalışmalar karşısındaki hak ve yükümlüklerinin düzenlendiğini, idareye fazla çalışma karşılığı, çalışanı koruyan herhangi bir yükümlülük getirmeyen çalışmaların zorla çalıştırma niteliğinde olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının haftalık çalışma süresinin haftada 40 saatten az olmamak kaydıyla sübjektif bir şekilde düzenleyen ve üst sınır koymamak suretiyle tamamen idarenin inisiyatifine terk eden dava konusu hükümde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmadığından iptal edilmesi gerekmektedir.

6-) Yönetmeliğin 13. Maddesinin Birinci Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

a-) Yönetmeliğin 13. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan ?Herhangi Bir İhbar Veya İkaza Gerek Duyulmadan? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu yönetmeliğin 13.maddesinin birinci fıkrasında yer alan:?Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanının sözleşmesi, vali tarafından herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan aşağıdaki hâllerde sona erdirilir:? hükmündeki herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan ibaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hüküm, Anayasamızın 118. maddesinde düzenlenen "Memurlar ve kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekkülleri mensupları hakkında yapılacak disiplin kovuşturmalarında, isnat olunan hususun ilgiliye açıkça ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve savunma için belli bir süre tanınması şarttır. Bu esaslara uyulmadıkça disiplin cezası verilemez ..." hükmü ile çelişmektedir. Ayrıca, dava konusu hüküm, anılan Anayasa kuralına uygunluk arz eden 657 sayılı  Devlet Memurları Kanununun 130. maddesinde yer alan:"Devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemez. Soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun yedi günden az olmamak üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan memur, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.? hükmü ile de çelişmektedir. Nitekim, Danıştay 8.Dairesinin 1994/1044 E. Ve 1995/447 K. Sayılı kararında:? Soruşturmacı atamak veya bizzat yapmak suretiyle, yöntemine uygun şekilde soruşturma açılmadan, olay hakkında gerekli bilgi ve belgeler toplanmadan, usulünce alınan ifadelerle birlikte konunun mevzuat yönünden değerlendirilmesine, rapor düzenlemesine gidilmeden disiplin amirince, kusurlu memurun yalnızca savunması alınarak disiplin cezası verilmesi (Hukuka aykırılık nedeniyle) mümkün değildir. Sadece savunma alınmış olması soruşturmanın yapılmış olduğu anlamına gelmemektedir.? Hükmü yer almaktadır. Yine, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2. Dairesinin 12.12.1990 tarihli kararında; 657 sayılı Devlet  Memurları Kanunu uyarınca gerekli soruşturma yapılmadan, yapılan soruşturmada ise davacının saygısızlık ettiğine ilişkin yeterli kanıt elde edilmeden ve dahi soruşturmayı olayın mağdurunun yapması ve cezayı da kendisinin vermesi karşısında, davacıya verilen aylıktan kesme cezasının hukuka aykırı olduğu yönünde hüküm tesis edilmiştir.

b-) Yönetmeliğin 13. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu yönetmeliğin 13.maddesinin birinci fıkrasının ( a ) bendinde yer alan: ?Aile hekimine kayıtlı kişi sayısının aralıksız iki aydan fazla süreyle (aylık yapılan üçüncü bildirimde) bin kişinin altına düşmesi? hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hüküm, sözleşmenin feshi sebebi olmaktan ziyade pozisyonun iptalini gerektirmektedir. Zira, yeni göreve başlayacak hekim açısından da nüfus probleminin yaşanacağı mutlak olduğundan maddenin düzenlemesi eksiktir. Madde bu hali ile özellikle göç yaşanan bölgeler açısından uygulamada pek çok mağduriyete sebebiyet verebilecektir. Kast veya ihmal hallerinde öngörülmesi gereken bu hüküm kabahati olmayan personelin de otomatikman cezalandırılması sonucunu doğuracağından hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırılık teşkil eden ilgili hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

c-) Yönetmeliğin 13. Maddesinin Birinci Fıkrasının (f) Bendi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu yönetmeliğin 13.maddesinin birinci fıkrasının ( f ) bendinde yer alan:? Sağlık sebebiyle bir sözleşme döneminde yüzseksen günü aşan süreyle görevin ifa edilememesi.? hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Sağlık sebebiyle bir sözleşme döneminde yüz seksen günü aşan süreyle görevin ifa edilememesi gibi mücbir sebep halinde sözleşmenin vali tarafından herhangi bir ihbar ve ihtara gerek kalmadan sona erdirileceğini öngören dava konusu hüküm pek çok noktadan hukuka aykırılık taşımaktadır. Zira, 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun bazı maddelerini iptal eden Anayasa Mahkemesinin Esas Sayısı: 2010/29 Karar Sayısı : 2010/90 olan 16.7.2010 tarihli kararında ?Anayasa Mahkemesinin kamu personeline ilişkin, 28.09.1988 tarih ve E.1988/12, K.1988/32 sayılı kararında; ??bilindiği üzere, kamu görevlileri ile kamu yönetimleri arasındaki hizmet ilişkileri kural tasarruflarla düzenlenmektedir. Kamu personeli, belirli bir statüde, nesnel kurallara göre hizmet yürütmekte, o statünün sağladığı aylık, ücret, atanma, yükselme ve nakil gibi kimi öznel haklara sahip olabilmektedir.? denilmektedir. Öğretide ise, ?statü rejimi, personelin kariyere dayalı liyakat sistemi temelinde yaşam boyu mesleğini sürdürmesini sağlayan yüksek güvenceli çalışma düzeni? olarak tanımlanmaktadır. Yine, ?kariyer sisteminde ücreti belirleyen unsur, görevin konumudur. Kişiye yapılan ödeme, kişinin performansına değil mevkiine yapılmaktadır? hükmüne yer verilmiştir.

Ayrıca, insan sağlığı ve çalışma verimi bakımından en önemli mazeretlerden olan, aynı zamanda öngörülemeyen sağlık sebebi yüzünden görevin ifa edilememesi nedeniyle sözleşmenin vali tarafından sona erdirilmesi keyfi ve sübjektif uygulamaların önünü açacağından iptal edilmesi gerekmektedir.

c-) Yönetmeliğin 13. Maddesinin Birinci Fıkrasının (ı) Bendinde Yer Alan ?Sekiz Haftayı? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu  yönetmeliğin 13.maddesinin birinci fıkrasının ( ı ) bendinde yer alan:?Gözaltına alınması veya tutuklanması hâlinde görevi başında bulunamama süresinin sekiz haftayı aşması? hükmündeki sekiz haftayı ibaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Bilindiği gibi, gerek doktrinde gerekse yargısal içtihatlarda tutukluluk hali mücbir sebep olarak değerlendirilmektedir. Dava konusu hükümle tutukluluk halinin hukukumuzda mücbir sebep olarak kabul edilmesi hususu göz ardı edilmiştir. Hastalık gibi bir mücbir sebepten dolayı aile hekimine 180 gün süreyle sözleşmeyi devam ettirme hakkı tanınmasına rağmen tutukluluk hali için bu sürenin 8 hafta yani 56 gün ile sınırlı tutulmasının hukukla ve hakkaniyetle bağdaşır bir yanı bulunmamaktadır. Söz konusu hükümle amaçlanan kamu hizmetlerinin devamlılığını sağlamak ise hastalık halinde de kamu hizmeti kesintiye uğramaktadır. Ayrıca, tutukluluk hali her zaman kusura dayalı olarak gerçekleşmediği gibi ceza hukukunun temel ilkelerinden biri de suçu sabit oluncaya kadar herkesin suçsuz olduğuna dair ilkedir. Dava konusu hüküm, haksız yere tutuklanan veya yapılan yargılama sonucunda suçsuz olduğu anlaşılan personel bakımından telafisi güç zararların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilecek niteliktedir. Sekiz hafta gibi bir süre genel olarak ülkemizdeki yargı yükü de göz önüne alındığında genel kısa süreli tutukluluk hallerinin ortalamasının çok altındadır. Ayrıca, düzenleme bu hali ile eksik olup bir iftiraya veya hukuki bir kaza sonucu tutuklandıktan sonra tutukluluk süresi 8 haftayı aştığı için görevi sona erdirilen bir aile hekiminin tahliye olduktan sonra görevine dönüp dönemeyeceği hususunda maddede bir hükme yer verilmeyerek olası mağduriyetlerin önü açılmıştır.  Bu itibarla, açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil eden dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

7-) Yönetmeliğin 14. Maddesinin Birinci Fıkrası Ve Bu Fıkranın Atıfta Bulunduğu Ek (2) Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

a-) Dava konusu Yönetmeliğin 14. Maddesinin Birinci Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Yönetmeliğin 14. Maddesinin Birinci Fıkrasında yer alan:? Ek (2)?de yer alan fiilleri işleyen sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimlerine ve ilgili durumlarda aile sağlığı elemanlarına, tespitin mülkî idare amirleri ve il sağlık müdürleri veya bunların görevlendireceği personelce yapılması hâlinde vali tarafından, tespitin Bakanlık tarafından yapılması hâlinde Bakanlıkça, fiillerine karşılık gelen ihtar puanları uygulanmak suretiyle doğrudan yazılı ihtar yapılır. Bakanlıkça yapılan ihtarlar, işlem yapılmak üzere ilgili valiliğe bildirilir.? Hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hükümde; Ek (2)?de yer alan fiilleri işleyen sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimleri ve ilgili durumlarda aile sağlığı elemanları ile yapılan sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesi hususu düzenlenerek hüküm altına alınmıştır. Yürürlükten kalkan eski yönetmeliğin aynı konuyu düzenleyen 16. maddesinde, ihtar halleri somut olarak belirlenmiş ve bu hallerin vukuu durumunda belli şartlar altında sözleşmenin ihtar ile sona erdirilmesi hükme bağlanmıştı. Oysa, yeni düzenleme ile Ek-2?de birtakım fiiller belirlenmiş ve her biri için belirli ceza puanları öngörülmüştür. Bir sözleşme döneminde ceza puanlarının toplamda 100 puanı bulması durumunda sözleşmenin sona erdirilmesi esası benimsenmiştir. Yapılan bu düzenleme, yerel sağlık idarelerinin sürekli olarak, Aile Sağlığı Merkezleri üzerinde baskıcı bir egemenlik kurmasına ve bu merkezleri iş yapamaz duruma getirmesine sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bir bütün olarak ele alındığında, getirilen kriterlerle, kamu yararı ve hizmet gereklerinin gözetilmediği, idari işlemin amaç unsuru ile aşikar olarak çeliştiği, sübjektif değerlendirmelere ve suistimale açık olduğu görülmektedir. Bu alanda yapılacak düzenlemelerde aile sağlığı ve hekimliği hususunda tüm çalışanların görüşünün alınması, makul ve bilimsel kriterlerin belirlenmesi gerektiğinden hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmayan dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

b-) Ek (2) Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puan Cetveli Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Ek (2) Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puan Cetveli ile getirilen ceza puanları keyfi ve sübjektif olmasının yanında hiçbir meslek grubunda bulunmayan, hekimleri küçük düşüren, hekimlik etiği ile asla bağdaşmayan birçok alt madde içermektedir. Söz konusu ceza puanları, herhangi bir özenle tespit edilmediği gibi eylemin ağırlığı esasına da dayanmamaktadır. Örneğin izinsiz işe gelmemenin karşılığı olarak 5 puan tespit edilmiş; buna karşılık göreve sarhoş gelmek veya görev yerinde alkollü içki içmenin cezası 50 puan olarak tespit edilmiştir. Burada şüphesiz ki, bir hekimin göreve sarhoş gelmesi veya görev esnasında alkollü içki içmesi, görevin kendisi veya meslek kuralları bakımından kabul edilemez. Fakat hiç göreve gelmeyen, tüm gün boyunca görev yerinde bulunmayan bir kimseye 5 ceza puanı uygulayıp, mesai arasında bir yudum alkollü içecek içen bir aile hekimine tam 10 kat fazla ceza puanı tespit etmenin, hukukla, hizmetin gerekleriyle ve bilimsel gerçeklerle bir ilgisi bulunmamaktadır. Kaldı ki, görev esnasında değil, görev yerinde alkollü içki içmek 50 ceza puanına tabi tutulmuştur.

Aynı düzenlemede, gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek 50 ceza puanına tabi tutulmuş, bunun menfaat karşılığı olması durumunda, 13. maddeye göre yetkili merci tarafından sözleşmenin feshi sebebi sayılmıştır. Bir aile hekimi her ne sebeple olursa olsun, gerçeğe aykırı rapor veya belge düzenlemişse ve bu husus bir yargı kararı ile tespit edilmişse, bu sahtecilik suçu teşkil eder ve görevine devam edememesi gerekir. Bu suçun menfaat karşılığı olması ceza mahkemelerince verilecek cezanın tespiti açısından önemlidir.

Ayrıca, görevi esnasında ilaç reklamı olan malzeme kullanmak, cezaya tabi tutulmuştur. Bilindiği üzere, mevzuatımızda, ilaçların görsel veya işitsel medya yoluyla reklamının yapılması yasaktır. Dolayısıyla, firmalar, ilaçlarının reklamını içeren küçük çaplı kalem, kağıt vb. malzemeler yoluyla promosyon yoluna gitmektedir. Bu tür promosyonlar için ceza tespit etmek, iki yönden haksızlık teşkil etmektedir. İlkin bu tür cezalar, 657 sayılı Yasaya ve 2547 sayılı Yasaya tabi olarak çalışan 2. ve 3. basamak sağlık hizmeti yürüten hekimlere uygulanmamaktadır. Söz konusu hekimler için yasak teşkil etmeyen fiillerin sadece aile hekimlerine uygulanması açıkça bir haksızlık teşkil etmesinin yanında Anayasamızın 10. maddesinde hüküm altına alınan ?Kanun Önünde Eşitlik? ilkesinin de ihlalidir. Aynı gerekçelerle, mesai saati içinde ilaç firma temsilcilerini aile sağlığı  merkezi içinde kabul etmeyi 10 ceza puanına tabi tutmak da açık bir haksızlıktır. Kaldı ki, ilaç firmalarının ziyaretlerini engellemek hekimin görevi olmasa gerektir.

Son olarak, Ek ? 2 ile Performansa tabi aşılardan her birinin aşılama oranlarını ? Performansa tabi gebelik izlem oranlarını ? Koruyucu hekimlik uygulamalarından bebek, çocuk takip oranlarını mücbir sebepler veya ihbar düzenlenen haller dışında % 90 altına düşürmek her fiil bakımından 10 ceza puanı ile cezalandırılmıştır. Eğer bir aile hekimi yukarıdaki iş ve işlemleri layıkıyla yapmazsa zaten ücretlendirme sistemine göre bir para cezasıyla cezalandırılmaktadır. Dolayısıyla, aile hekimine aynı fiilden dolayı hem para cezası hem de ceza puanı vermek suretiyle iki ayrı ceza verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Zira, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 2001/427 E. ve 2004/448 K. Numaralı dosyasında;?657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 inci maddesine göre disiplin cezası alanlara ayrıca bir de belli bir süre ek ödemeden yararlandırılmama yoluna gidilmesinde hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.? denilerek bir suça iki ceza verilemeyeceği ilkesi benimsenmiştir.

c-) Yönetmeliğin 14. Maddesinin Üçüncü Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu yönetmeliğin 14.maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan:?Bir sözleşme dönemi içinde, verilen ihtar puanlarının yüz puana ulaşması hâlinde sözleşme, ilgili vali tarafından sona erdirilir? hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hükme esas teşkil eden cezalar, Ek-2?de görüleceği üzere, hem sayıca çok fazla hem de yersiz birçok hususu içermektedir. Bir sözleşme dönemi içinde 100 puanı doldurmak, sözleşme süresinin azami 2 yıl olduğu gerçeğiyle birlikte ele alındığında, açık bir tehdit içermektedir. Bu durumda İdare, dilediği kişiler aleyhine sürekli denetim yaparak, ceza puanlarını kolayca 100?e tamamlayabilecektir.

İkincisi, idareye sözleşme süresi konusunda inisiyatif verilmiş olması sebebiyle bir yıl süreli sözleşme imzalanan personel ile iki yıl süreli sözleşme imzalanmış personel, bir sözleşme dönemi içerisinde aynı puana tabi tutulduklarından Anayasamızın 10. maddesinde düzenlenen ?Kanun Önünde Eşitlik? ilkesi ihlal edilmiştir. Zira, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek devletin ödevidir.

d-) Yönetmeliğin 14. Maddesinin Beşinci Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu yönetmeliğin 14.maddesinin beşinci fıkrasında yer alan: ?Bir sözleşme dönemi içinde ihtar puanlarının yüz puana ulaştığının, sözleşme dönemi sona erdikten sonra tespit edilmesi hâlinde, tespit tarihinde geçerli olan sözleşme sona erdirilir? hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hüküm ile idare hukukun genel ilkelerine aykırı olarak kendi kusurundan kaynaklanan sebepleri de aile hekimlerine yüklemiştir. İhtar puanlarının 100 puana ulaştığının idarece geç fark edilmesi durumunda, artık sözleşme süresi sona ermiş olsa bile, bu ihtar puanlarına dayanarak yeni imzalanmış sözleşmeye uygulanacağını ve sözleşmenin sona erdirileceğini hükme bağlamaktadır. Hukuken böyle bir tespiti yapmak İdarenin görevi olduğundan, İdarenin görevini yapmaması veya ihmal etmesinin cezasını aile hekimine bu şekilde yüklemeye çalışarak, zamanaşımına uğramış eylemler için ceza verme yetkisini kendinde tutması, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

e-) Yönetmeliğin 14. Maddesinin Altıncı Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu yönetmeliğin 14.maddesinin altıncı fıkrasında yer alan: ?İhtarı gerektiren fiilin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren en geç iki ay içinde gerekli işlem başlatılır. En geç iki ay içinde gerekli işlemlerin başlatılmaması, gerekli işlemlerin altı ay içinde sonuçlandırılmaması veya ihtarı gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde ihtar verilmemesi hâlinde, ihtar verme ve devamında sözleşmeyi sona erdirme yetkisi zamanaşımına uğrar? hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hüküm idareye çalışanlar hakkında yapılacak idari işlemler konusunda geniş inisiyatif ve süre kullandırarak Demoklesin kılıcı gibi, çalışan üzerinde baskı kurmasına sebebiyet verecektir. Diğer taraftan dava konusu hüküm kişiye özel muamele ile birlikte idarenin keyfiliğine de imkan tanıdığından iptal edilmesi gerekmektedir.

8-) Yönetmeliğin 15. Maddesi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

a-) Yönetmeliğin 15. Maddesinde Yer Alan ?İki Ay Önceden Bildirmek Kaydıyla? Ve ?İki Aylık Süreyi Beklemeden? İbareleri Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu yönetmeliğin 15. Maddesinde Yer Alan ?İki Ay Önceden Bildirmek Kaydıyla? Ve ?İki Aylık Süreyi Beklemeden? İbareleri hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Çalışanlar açısından sözleşmenin sona erdirilmesi, özel durumları sebebiyle işten ayrılmasını gerektirebilecek iken ayrılış süresinin uzunluğu bu imkanların kaybına sebebiyet verebilecek kadar uzundur. Örneğin Sağlık Bakanlığına bağlı bir kadro için başvuru yapacak sözleşmeli personele çoğu zaman işe başvuru ile işe başlama aşaması arasında bu kadar zaman tanınmamaktadır.

Dava konusu hükümlerle idareye iki aylık süreyi beklemeden fesih yetkisi tanınır iken söz konusu yetki verilişi itibari ile keyfiyete sebebiyet verebilecek niteliktedir. Ayrıca, ilgili hükümlerde objektif kriterlere yer verilmemiş ve bu kriterlerin oluşması halinde ayrılış talebinin kabulüne idare zorlanmamış olduğundan hukuka ve hakkaniyete aykırı söz konusu sınırlayıcı madde hükümlerinin iptal edilmesi gerekmektedir.

b-) Yönetmeliğin 15. Maddesinde Yer Alan ?Müdürlüğün kabul etmemesi durumunda, bu süreyi doldurmadan görevden ayrılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanı, bir yıl süreyle sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı elemanı olamaz.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu yönetmeliğin 15. Maddesinde Yer Alan: ?Müdürlüğün kabul etmemesi durumunda, bu süreyi doldurmadan görevden ayrılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanı, bir yıl süreyle sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı elemanı olamaz.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hüküm, Anayasamızın 70. maddesinde yer alan:? ??Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez." Hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi, anılan maddeye aykırılık nedeniyle verdiği iptal kararlarının gerekçesinde,

??Anayasa'nın 70. maddesi uyarınca kamu görevlileri hakkında yasalarda öngörülen kısıtlamaların hizmetin etkin ve verimli bir biçimde yürütülmesi amacına uygun olması gerekmektedir.Yani kısıtlama ile yürütülen hizmet arasında günün koşullarına ve gerçeklerine uyan ve zorunlu bir neden- sonuç bağının kurulması gerekmektedir.??demektedir.

Yüksek mahkeme bir başka iptal kararının gerekçesinde,

??Kamu görevlileri hakkında yasalarda öngörülen kısıtlamaların, hizmetin etkin ve verimli bir biçimde yürütülmesi amacına uygun olması gerektiği, memuriyet statüsüne girmeden kullanılabilecek bir hakkın memuriyete giriş için yasaklayıcı bir şart olarak kabul edilemeyeceği?? ni hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerin aranacağını, bunun dışında hiç bir ayrım yapılamayacağını?? belirtmiştir.

9-) Yönetmeliğin 16. Maddesi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

a-) Yönetmeliğin 16. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan ?1) 0-59 Ay Grubu İçin (1.6) Katsayısı, 2) Gebeler İçin (3) Katsayısı, 3) 65 Yaş Üstü İçin (1,6) Katsayısı, 4) Cezaevlerinde Tutuklu Ve Hükümlüler İçin (2.25) Katsayısı, 5) Diğer Kişiler İçin (0,79) Katsayısı, Esas Alınır.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Yönetmeliğin 16. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan ?1) 0-59 Ay Grubu İçin (1.6) Katsayısı, 2) Gebeler İçin (3) Katsayısı, 3) 65 Yaş Üstü İçin (1,6) Katsayısı, 4) Cezaevlerinde Tutuklu Ve Hükümlüler İçin (2.25) Katsayısı, 5) Diğer Kişiler İçin (0,79) Katsayısı, Esas Alınır.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Kayıtlı kişiler için ödenecek ücretin hesabında eski yönetmelik hükmü kişi sayısı baz alınarak ödeme esasına yer vermişti. Ancak, dava konusu hüküm ile ihtiyaç grupları için farklı ödeme katsayılarının öngörülmesi, hekimlerin daha sıkıntılı olacağı varsayılan yaş gruplarına veya özel gruplara verilecek hizmetlere yönelmesi için özendirici olması amacını taşımakla birlikte bu gruplar dışında kalanlara yapılan ödeme katsayısı düşük bırakılmıştır. Dolayısıyla, bu katsayı uygulamasıyla ortalama bir aile hekiminin ücretinde % 5 ? 10 civarı bir azalma olmaktadır. Yani bölünen yaş gruplarından ve özel gruplardan kaynaklanan artış, bu gruplara girmeyen diğer kişilere verilen katsayının düşürülmesi ile oluşan açığı kapatamamaktadır. Bu da bir geriye gidiş, halen var olan gelirin azalması, yani hak kaybı anlamına gelmektedir. Ayrıca, bazı  özel gruplara hizmet etmeyi özendirecek katsayı artışları  anlamlı olabilir. Yukarıda belirtilen özel gruplara engellileri ve evde bakım gereken hastaları da eklemek gereklidir. Yalnız bu katsayıların belirlenmesinde hekimin gelirinde ?genel bir artışın olması? hedeflenmeli ve belirlenen yaş grupları çok iyi değerlendirilmelidir. Örneğin, mevcut sınıflamada 55 yaşında bir erkek yada 51 yaşında bir kadının, sözgelimi aterosklerotik sorunları ile daha az ilgilenilmesi gerektiği kanısı oluşmaktadır. Bu ülkemizdeki HT, DM, dislipidemi gibi kronik hastalıklar, bunların toplumda görülme yaş aralığı, hekimin bu hastalara ayırması  gereken özel zaman değerlendirildiğinde gerçekçi değildir.Bu haliyle ?pozitif? bir gelir artışından daha çok ?negatif?  bir gelir kaybına dönüşecek bu tür bir sınıflama Aile Hekimleri arasında ücret adaletsizliğine neden olacağından dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir. 

Ayrıca, dava konusu katsayı uygulaması hizmet sunumunda hekimin önceliklerini etkileyeceğinden hizmet sunumunda eşit olmayan yaklaşımlara sebebiyet verebilecektir. Zira, her hekimin kayıtlı hasta sayısı ve dağılımı aynı olamayacaktır. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, bu tip bir katsayı uygulaması ile aynı işi yapan farklı bölge ve eğitim seviyelerine göre hasta dağılımına sahip hekimler arasında yer yer birkaç kat ücret farkı oluşmasına yol açabilecek ve eşit işe eşit ücret hükmü de böylece ihlal edilmiş olacaktır. Zira, Anayasamızın ?Ücrette Adalet Sağlanması? başlığını taşıyan 55.maddesinde:?Ücret emeğin karşılığıdır.Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.? Hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 23.maddesinin 2.fıkrasında:?Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.? Hükmü yer almaktadır. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin ?Adil ve Uygun İşte Çalışma Şartları? başlığını taşıyan 7.maddesinde ise:?Bu Sözleşmeye Taraf Devletler herkese adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı tanır. Bu şartlar aşağıdaki hakları güvence altına alır: a) Bütün çalışanlara sağlanan asgari bir gelir ile birlikte en azından:

i) Hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın özellikle kadınların erkeklerin çalışma şartlarından daha alt düzeyde olmayan şartlarda çalışmaları güvence altına alınarak, eşit işe eşit ve adil ücret;

ii) bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, kendisi ve ailesi için nezih bir yaşam;

b) Güvenli ve sağlıklı çalışma şartları;

c)  Herkesin işinde daha yüksek mevkilere atanma sırasında, kıdem ve ehliyetten başka bir ölçüye tabi olmaksızın, eşit imkanlar;

d) Dinlenme, çalışma arası, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ile ücretli yıllık izin ve resmi tatillerde ücret verilmesi.? Hükmüne yer verilmiştir. Son olarak, Çalışma ve  Meslek Bakımından Ayrımcılığa İlişkin 111 nolu uluslar arası sözleşmenin 1. maddesinde ise; ?Bu sözleşme bakımından Ayrımcılık terimi;  ulusal ya da toplumsal köken üzerinde yapılan ve çalışma ve meslek bakımından fırsat ve davranış eşitliğini ortadan kaldıran ya da zedeleyen herhangi bir ayırım, dışlama ya da yeğlemeyi içerir?.hükmü yer almaktadır. 

b-) Yönetmeliğin 16. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan ?Entegre Sağlık Hizmetinin Sunulduğu Merkezler İle Nüfus Ve Coğrafi Yapısı Nedeniyle Kayıtlı Kişi Sayısının Zorunlu Olarak Düşük Olduğu Bakanlıkça Belirlenen Yerlerde, Kayıtlı Kişi Sayısı(2400)?Den Fazla, Diğer Yerlerde (4.000)?Den Fazla İse, Kayıt Tarihi Esas Alınmak Üzere Bu Sayıları Aşan Kısım İçin Aile Hekimlerine Herhangi Bir Ödeme Yapılmaz.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Yönetmeliğin 16. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan ?Entegre Sağlık Hizmetinin Sunulduğu Merkezler İle Nüfus Ve Coğrafi Yapısı Nedeniyle Kayıtlı Kişi Sayısının Zorunlu Olarak Düşük Olduğu Bakanlıkça Belirlenen Yerlerde, Kayıtlı Kişi Sayısı(2400)?Den Fazla, Diğer Yerlerde (4.000)?Den Fazla İse, Kayıt Tarihi Esas Alınmak Üzere Bu Sayıları Aşan Kısım İçin Aile Hekimlerine Herhangi Bir Ödeme Yapılmaz.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hüküm çerçevesinde gebe takibi yapan bir aile hekimi yeni doğmuş bebeği kayıt ettiğinde eğer nüfusu 4000 ve üzerinde ise bu bebek performansa dahil olacak yani izlemini, aşısını yapmazsa aile hekiminin ücretinden kesinti yapılacaktır ancak aile hekimi söz konusu bebekten dolayı herhangi bir ücret alamayacaktır. Aynı durum yeni kayıt edilen gebeler için de söz konusudur. Bilindiği üzere nüfus sürekli değişen ve gelişen bir süreç izlemektedir. Örneğin, bir aile hekiminin 4200 hastası var ve dava konusu hükümden dolayı yenidoğan bebeği kayıt yapan aile hekimi bu bebekten dolayı ücret alamayacaktır. Dolayısıyla, 4000?in içerisindeki bebekler de zamanla büyüyecek ve 5 yaşını geçtikçe (0-5 Yaş Nüfusu 1.6 İle Çarpılıyor) aile hekiminin sonradan kaydettiği bebekler için herhangi bir ücret alamaz duruma gelecektir. Daha doğrusu, aile hekiminin her geçen yıl ödeme aldığı 0-5 yaş nüfusu azalacak ve zamanla sıfırlanacaktır. Böylece, aile hekimi hasta kayıt tarihi itibari ile 4000 sayısının üzerinde kaydettiği yeni bebekler, gebeler ve çocuklar için herhangi bir ücret alamayacaktır. Sonuçta, ülkemizin birçok yerinde hekim sayısının az olması ve hasta sayısının fazla olmasından dolayı hekimler üst sınır olan 4000'i veya 2400' ü geçeceklerinden bebek  ve gebe katsayıları geçerliliğini yitirecek olup aile hekimi bebek ve gebelere bedava hizmet verdiği gibi 0-5 yaş aralıktan aldığı ücretlendirmeden ve gebelerden aldığı ücretlendirmeden büyük kayba uğrayacaktır. Ayrıca, hekimin kayıtlı hastalarını kendisinin silme hakkının olmadığı, nüfusun 4000'in altına düşmesi ve yeni eklediği bebek,çocuk ve gebelerinin katsayı ve ödeme takvimine girmesi için kayıtlı nüfusunun 4000'in altına ancak, hastaların başka hekime geçmesi veya hastaların ölümü sebebiyle kesin kayıttan düşebileceği göz önünde bulundurulursa, bu problemi kendisinin çözemeyeceği aşikardır. Bu itibarla, Anayasamızın 18.maddesinde hüküm altına alınan ?Angarya Yasağı? na da aykırılık teşkil eden dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

c-) Yönetmeliğin 16. Maddesinin 1. Fıkrasının (c) Bendi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu hükümde:?Aile Sağlığı Merkezi Giderleri: Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine, hizmet verdiği merkezin kira, elektrik, su, yakıt, telefon, internet, bilgi-işlem, temizlik, büro malzemeleri, küçük onarım, danışmanlık, sekretarya ve tıbbi sarf malzemeleri gibi Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinin 19 uncu ve 20 nci maddeleri ile belirlenen asgarî fizikî ve teknik şartların devamına yönelik giderleri için, her ay tavan ücretin % 50?sinin, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan illerin satın alma gücü paritesi puanı ile çarpımı sonucuna göre bulunacak tutarda ödeme yapılır. Aile hekimliği pozisyonunun, sözleşmeli aile hekimi bulunmaması nedeniyle boş olması durumunda, bu ödeme müdürlüğün döner sermayesine aktarılır ve birimin giderleri müdürlüğün döner sermayesinden karşılanır.

Her aile hekimine ayrıca, yukarıdaki tutara ek olarak, her ay Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinin Ek (3)?ünde belirlenen aile hekimliği birimleri gruplandırmasına göre, tavan ücretin aşağıda belirlenen oranı kadar ödeme yapılır:

1) D grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 10?u.

2) C grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 20?si.

3) B grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 35?i.

4) A grubu aile hekimliği birimleri için tavan ücretin % 50?si.

Bu gruplandırmalara göre daha yüksek ilave ödeme gerektiren gruba göre ödeme yapılabilmesi için, aile hekimince ilgili gruba ait tüm kriterlerin sağlandığına dair belgeleri içeren dosya ile müdürlüğe başvurulur. Başvuru tarihinden itibaren müdürlük veya Bakanlıkça ya da Bakanlıkça yetki verilen özel veya kamu kurum ve kuruluşlarınca en geç otuz gün içinde Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinin Ek (3)?üne göre yerinde değerlendirme yapılır. Değerlendirme evrakının bir nüshası aile hekimine verilir. Talep müdürlükçe, evrakın müdürlüğe intikalinden itibaren on gün içinde sonuçlandırılır. Talebin olumlu sonuçlanması hâlinde, takip eden ilk ödeme döneminde belirlenen yeni grup esas alınarak ödeme yapılır. Grup değiştiren aile hekimi aynı yer için üç aydan önce yeniden grup değiştirmek için müracaat edemez.

Aile hekimliği birimleri, müdürlükçe olağan dışı denetimlerin yanı sıra, aile hekimliği birimleri hizmet kalite standartları açısından, Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinin Ek (3)?üne göre altı ayda bir denetlenir. Denetim ekibi veya ekipleri, müdürlük tarafından oluşturulur. Bu denetimlerde aile hekimliği birimlerinin ödeme aldığı hizmet kalite standartları grubunun şartlarını kaybettiği tespit edilirse, bu şartların hangi tarihten itibaren kaybedildiği ve hangi gruba göre ödeme alınması gerektiği denetim raporunda belirtilir. Denetim raporunun müdürlükçe onaylanmasını müteakiben, ödeme yeni duruma göre yapılır ve şartların kaybedildiği tarihe göre yapılan fazla ödemeler geri alınır.

Denetim ekibi tarafından oluşturulan denetim raporuna karşı yedi gün içinde itiraz edilebilir. Müdürlüğe yapılan bu itiraz, oluşturulan bir komisyon marifetiyle onbeş gün içinde değerlendirilir. İtiraz komisyonunun çalışma usûl ve esasları Bakanlıkça belirlenir.? İfadelerine yer verilmiş olup hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil eden ilgili hükmün iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hüküm, aile hekimlerini sahip oldukları fiziki ve teknik şartlara göre sınıflandırmakta ve aile hekimlerini A, B, C ve D olarak gruplara ayırmakta ve aile sağlığı merkezi gideri olarak yapılacak katkıların tespitinde bu gruplandırmanın esas alınacağını hükme bağlamaktadır. Öncelikle şu hususu ifade etmek gerekir ki, aile hekimlerinin bu şekilde gruplandırılması hem hastalar hem de hekimler açısından Anayasamızın 10.maddesinde hüküm altına alınan ?Kanun Önünde Eşitlik? ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Zira, A grubu aile sağlığı merkezi olmak için aranan şartlar oldukça ağır olup bu şartlar aile sağlığı merkezlerini modernleştirmek yerine gider yardımını kısmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Örneğin A sınıf olmak için gereken şartlardan birisi de her aile hekiminin belgelemek kaydıyla 1 yardımcı sağlık personeli ( ebe, hemşire, sağlık memuru, tıbbi sekreter ) çalıştırması gerektiğidir. Ancak, söz konusu personellerden her birinin aile hekimine maliyeti yaklaşık 1200 ? 1500 TL arasında değişmektedir. Diğer bir şart ise Ultrasonografi cihazı ve bu cihazı kullanabilmek için eğitim alıp sertifikalandırılmış olmasıdır. Ancak, gerek Sağlık Bakanlığınca gerekse başka bir kurumca aile hekimlerine yönelik bir ultrasonografi sertifikasyon programı bulunmamaktadır. Ayrıca, durumu ne olursa olsun aile sağlığı merkezlerini A, B, C ve D gibi gruplara ayırmak D grubu bir aile sağlığı biriminden hizmet alan bir hasta ile A grubunda bulunan bir birimden hizmet alan hasta arasında ciddi anlamda bir eşitsizlik meydana gelmesine sebebiyet verecektir. Örnek vermek gerekirse, A grubu bir aile sağlığı merkezinde listeye göre bulunması gereken malzemelerden biri de kalp krizlerlerinde ve kalp ritm problemlerinde kullanılan, hayati öneme haiz olan defibrilatör(ritim düzeltici) cihazıdır. Bu örnekteki aile sağlığı merkezine acilen müracaat etmek zorunda kalan ve kalp krizi geçiren bir hastanın hayatta kalma ihtimali bu cihaz kullanıldığında yüksek ihtimallere çıkacakken, bu cihazın bulunmadığı D grubu bir aile sağlığı merkezine acilen müracaat edecek olan, kalp krizi geçiren hastanın bu cihazla müdahale edilmemesi durumunda mutlak bir ölümle yüz yüze olduğu çok açıktır. Bu itibar ile, esas hakları eşit kaliteli ve ulaşılabilir sağlık hizmeti almak olan insanlarımızın bu tür sınıflandırmalarla adeta Yaşam ve Ölüm aile sağlığı merkezlerine ayrıştırılmaları açıkça hukuka ve insanlığın temel değerlerine aykırılık teşkil etmektedir ve yine bu itibarla ,mutlak ölümle yüzleşecek olan bu örnekteki hastanın tek suçu D grubu bir aile sağlığı merkezinde çalışan bir aile hekimini seçmiş olmak olacak olup,belki de ikamet ettiği ilçe veya köy bölgesinde, bir A veya B grubu aile sağlığı merkezinin bulunmaması ve defibrilatör bulunmayan C veya D grubu bir aile sağlığı merkezine kayıt yaptırmak zorunda bırakılması bu insanımızın bu yönetmelikteki bir sınıflandırma sistemiyle nasıl da açıkça ölüme itildiğini gözler önüne sermektedir.Bu örnekten de anlaşılacağı gibi bu yönetmelikle getirilecek olan standardizasyonun ülkemizin en uzak mecralarında yaşayan insanlarımıza dahi eşit miktarda hizmet ve eşit miktarda hayat güvencesi getirmesi gerekmekte olup söz konusu sınıflandırma sisteminde yer alan ve hayati öneme haiz bir çok cihazın temininin hekimin keyfiyetine bırakılması ve sanki hekime performans kriteriymiş gibi getirilmesi birbirinden farklı bölgelerde ikamet eden insanlar arasında bir eşitsizlik ortamının oluşmasına sebep olacaktır. Nitekim, ülkemizde yaşayan her vatandaşın eşit, kaliteli, etkin, devamlılığı olan ve ulaşılabilir sağlık hizmeti almaya hakkı vardır ve bu hak Anayasamızın 56.maddesi ile de güvence altına alınmıştır. Son olarak dava konusu hükümde jeneratörün hangi amaçla istendiği belirli değil. Aile Sağlığı Merkezlerinin tüm elektrik gücünü sağlayacak ise güçlü bir dizel jeneratöre ihtiyaç vardır ve bu da özellikle gece saatlerinde otomatik devreye girecek jeneratör için yangın tehlikesi taşımaktadır. Jeneratörler katı projeler ile onaylanır ve hastane gibi 24 saat teknisyen bulundurulan kurumlarda güvenle çalıştırılabilir. Eğer jeneratör acil müdahale odasının ve aşı dolaplarının elektrik ihtiyacını karşılamak için talep ediliyor ise kuru aküler ile beslenebilen kesintisiz güç kaynakları da mevcut olup güvenlidirler. Özetle can ve mal güvenliği için tehlike oluşturabilecek jeneratör talebinin hangi amaçlar ile dava konusu hükümde düzenlendiği belirli değildir. Ayrıca, aile hekimlerinin aile sağlığı merkezi olarak hizmet verdikleri binaların % 95?i kamuya ait bulunmaktadır. Dolayısıyla, kamunun elinde iken aile sağlığı merkezlerinin A ve B sınıfı olmayı sağlayamamasına rağmen aile hekimlerine verilen cüzi miktardaki cari giderle bunun sağlanması mümkün gözükmemektedir. Bu itibarla, kanun önünde eşitliğe vurgu yapan anayasal hükümlere de uygunluk arz etmeyen dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

ç-) Yönetmeliğin 16. Maddesinin 1. Fıkrasının (ç) Bendinde Yer Alan ?Her Yüz? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Yönetmeliğin 16. Maddesinin 1. Fıkrasının (ç) Bendinde Yer Alan ?Her Yüz? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Öncelikle, adaletli bir dağılım, belli bir standart getirmeyi gerektirmektedir fakat bu standardın kişi başına belirlenmesinin yerine dava konusu hüküm ile yüzlük gruplar halinde belirlenmesi beraberinde adaletsizliği getirecektir. Sağlık hizmetini 999 kişi üzerinden veren bir hekim ile bir kişi fazla olarak 1.000 kişi üzerinden veren hekim açısından giderler konusunda %10?luk bir fark oluşması hiçbir şekilde hakkaniyet ve hukukla bağdaşmadığından dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

d-) Yönetmeliğin 16. Maddesinin 2. Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Yönetmeliğin 16. Maddesinin 2. Fıkrasında yer alan: ?Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimine; birinci fıkranın (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentleri uyarınca her ay itibarıyla yapılacak brüt ödemeler toplamı ile Devletçe karşılanacak sosyal güvenlik prim veya kesenekleri toplamı, tavan ücretin altı katını aşamaz? hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Dava konusu hükümle getirilen sınırlama, fazla çalışmanın fazla ücretlendirilmesi esası üzerine oluşturulan ücret ödeme sisteminde yapılan hizmetlerin bir kısmının ücretlendirilmemesi suretiyle çalışanlar açısından bir angarya yükleyeceğinden angaryayı yasaklayan Anayasamızın 18. maddesi hükmüne aykırılık teşkil ettiğinden iptale dilmesi gerekmektedir.

e-) Yönetmeliğin 16. Maddesinin 5. Fıkrasında Yer Alan ?Herhangi Bir Ad Altında Ödeme Yapılamaz.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Yönetmeliğin 16. Maddesinin 5. Fıkrasında Yer Alan ?Herhangi Bir Ad Altında Ödeme Yapılamaz.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Yapılan hizmetlerin Hakkaniyet ilkesi göz önüne alınarak değerlendirilmesi hukukun genel ilkelerindendir. Örneğin Aile Hekimlerine Valilik oluru ile zaman zaman hastanelerde nöbet tutturulmaktadır. Söz konusu hizmetler için herhangi bir ücret ödenmeyeceğinin öngörülmesi bu tür görevlendirmelerin de yapılamayacağına dair bir hüküm içermediği zaman Anayasamızın 18. maddesinde hüküm altına alınan angarya yasağına dair hüküm ile de çelişmektedir.

Bilindiği gibi, Anayasamızın 18. maddesinde; ?Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.?

?Şekil ve şartları kanunda düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.? ve yine Anayasamızın 55 . maddesinde;   ?Ücret emeğin karşılığıdır.Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.? Hükümlerine yer verilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun aşağıda belirtilen ilgili maddelerinde ise; memurların haftalık çalışma süresi, fazla çalışma karşılığı hangi şartlarda ücret ödeneceği veya izin hakkına ilişkin hükümler düzenlenmiştir;

657 sayılı yasanın 99. maddesinde; ?Memurların haftalık çalışma süresi genel olarak 40 saattir.Bu süre Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenlenir. Ancak özel kanunlarla yahut bu kanuna veya özel kanunlara dayanılarak çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklerle, kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma süreleri tespit olunabilir.? Ve 178. maddesinde ise;  A) 99 ve 100 üncü maddeler hükümleri uyarınca tespit olunan günlük çalışma saatleri dışında;

a) Salgın hastalık ve tabii afetler gibi olağanüstü hallerin olması (Bu hallerin devamı süresince),

b) Fabrika, atelye, şantiye, işletme gibi yerlerde İş Kanununa tabi olarak işçi çalıştıran kurumlarca hizmetin gereği olarak işçi ile birlikte çalışma saatleri ve günü dışında çalışmanın zorunlu bulunması.

hallerine münhasır olmak üzere, yapılan fazla çalışmalar ücretle karşılanır.

Yukarıda sayılan hallerde yaptırılacak fazla çalışmanın süresi ve saat başına ödenecek ücret Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenir.

B) (İptal: Anayasa Mahkemesi?nin 14/02/1997 tarih ve E: 1997/20, K: 1997/32 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 03/04/1998 - 4359/4. md.) Kurumlar gerektiği taktirde personelini günlük çalışma saatleri dışında fazla çalışma ücreti vermeksizin çalıştırabilirler. Bu durumda personele yaptırılacak fazla çalışmanın her sekiz saati için bir gün hesabı ile izin verilir. Ancak, bu suretle verilecek iznin en çok on günlük kısmı yıllık izinle birleştirilerek yılı içinde kullandırılabilir.

Fazla çalışmanın uygulama esas ve usulleri Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken belirlenir. Hükümlerine yer verilmiştir.

Yine ülkemizin de imza altına aldığı  çalışma hayatına ilişkin ILO?nun 29 sayılı sözleşmesinde ise;

Cebri ve mecburi çalıştırma halleri belirlenmiş, bu sözleşmenin 10. maddesi ?zaruri ve kamu menfaati gerektiren işler? hariç, zorla çalıştırmayı yasaklamıştır.

11/1 maddesi ?18?den yukarı 45 yaşından aşağı yaştakilerin sağlık durumları elverenler? çalıştırılabilir demiştir.

12/1 maddesi ?12 ayda en fazla 60 gün? çalıştırılabileceğini,

13/1 maddesi ise ?cebri veya mecburi çalıştırılmaya maruz kalan her şahsın normal çalışma saatleri, gönüllü çalışma için ayrılan saatlerle aynı olmalı ve cebri veya mecburi çalıştırılma esnasında normal süre içinde icra edilen çalışma saatleri için öngörülen nispetlere eşit nispetlerde ücretlendirilmelidir.? Belirtmiştir.

13/2 maddesi ?herhangi bir şekil altında veya mecburi çalıştırmaya maruz kalan bütün şahıslara haftada bir dinlenme günü verilmelidir.? Demiştir.

22 madde ?cebri veya zorunlu çalıştırma yapan ülkelerin bu durumu bir rapor ile bildireceklerini? belirtmiştir.

25 madde ?cebri veya mecburi çalıştırmanın kanuna aykırı olarak geliştirilmesinin bir suç olarak sayılacağı?nı vurgulamaktadır. Hükümlerine yer verilmiştir.

Yukarıda sayılan mevzuatların tümü birlikte değerlendirildiğinde; çalışanın çalışma şartları ile ilgili olarak, çalıştırana karşı korunduğu, asgari çalışma süreleri veya fazla çalışmalar karşısındaki hak ve yükümlüklerinin düzenlendiğini, idareye fazla çalışma karşılığı, çalışanı koruyan herhangi bir yükümlülük getirmeyen çalışmaların zorla çalıştırma niteliğinde olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

10-) Yönetmeliğinin 17. Maddesi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

a-) Yönetmeliğin 17. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) Bendi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu hükümle; 16 ncı maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kayıtlı kişiler için yapılacak net ödeme miktarının % 50?sinin asıl aile hekimine, kalan % 50?sinin ise geçici aile hekimine yapılması öngörülmektedir. Söz konusu hüküm hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Bilindiği gibi, Anayasamızın ?Ücrette Adalet Sağlanması? başlığını taşıyan 55.maddesinde:?Ücret emeğin karşılığıdır.Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.? Hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 23.maddesinin 2.fıkrasında:?Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.? Hükmü yer almaktadır. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin ?Adil ve Uygun İşte Çalışma Şartları? başlığını taşıyan 7.maddesinde ise:?Bu Sözleşmeye Taraf Devletler herkese adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı tanır. Bu şartlar aşağıdaki hakları güvence altına alır: a) Bütün çalışanlara sağlanan asgari bir gelir ile birlikte en azından:

i) Hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın özellikle kadınların erkeklerin çalışma şartlarından daha alt düzeyde olmayan şartlarda çalışmaları güvence altına alınarak, eşit işe eşit ve adil ücret;

ii) bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, kendisi ve ailesi için nezih bir yaşam;

b) Güvenli ve sağlıklı çalışma şartları;

c)  Herkesin işinde daha yüksek mevkilere atanma sırasında, kıdem ve ehliyetten başka bir ölçüye tabi olmaksızın, eşit imkanlar;

d) Dinlenme, çalışma arası, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ile ücretli yıllık izin ve resmi tatillerde ücret verilmesi.? Hükmüne yer verilmiştir. Son olarak, Çalışma ve  Meslek Bakımından Ayrımcılığa İlişkin 111 nolu uluslar arası sözleşmenin 1. maddesinde ise; ?Bu sözleşme bakımından Ayrımcılık terimi;  ulusal ya da toplumsal köken üzerinde yapılan ve çalışma ve meslek bakımından fırsat ve davranış eşitliğini ortadan kaldıran ya da zedeleyen herhangi bir ayırım, dışlama ya da yeğlemeyi içerir?.hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, Devlet çalışma hayatını düzenler iken Anayasamızın 49. maddesi ile hüküm altına alınmış olan çalışma barışının sağlanması ile mükelleftir. Asli aile hekimliği görevini yürütenler açısından çalışmadan ücretin yarısını almasına hak kazanılması öngörülür iken görevlendirme ile çalışana % 50 öngörülmesi hukuka ve hakkaniyete uymadığından dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

b-) Yönetmeliğin 17. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) Bendi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu hükümle, 16 ncı maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre ödenecek sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi ücretinin % 50?sinin asıl aile hekimine ödenmesi öngörülmektedir. Söz konusu hüküm hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Bilindiği gibi, Anayasamızın ?Ücrette Adalet Sağlanması? başlığını taşıyan 55.maddesinde:?Ücret emeğin karşılığıdır.Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.? Hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 23.maddesinin 2.fıkrasında:?Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.? Hükmü yer almaktadır. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin ?Adil ve Uygun İşte Çalışma Şartları? başlığını taşıyan 7.maddesinde ise:?Bu Sözleşmeye Taraf Devletler herkese adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı tanır. Bu şartlar aşağıdaki hakları güvence altına alır: a) Bütün çalışanlara sağlanan asgari bir gelir ile birlikte en azından:

i) Hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın özellikle kadınların erkeklerin çalışma şartlarından daha alt düzeyde olmayan şartlarda çalışmaları güvence altına alınarak, eşit işe eşit ve adil ücret;

ii) bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, kendisi ve ailesi için nezih bir yaşam;

b) Güvenli ve sağlıklı çalışma şartları;

c)  Herkesin işinde daha yüksek mevkilere atanma sırasında, kıdem ve ehliyetten başka bir ölçüye tabi olmaksızın, eşit imkanlar;

d) Dinlenme, çalışma arası, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ile ücretli yıllık izin ve resmi tatillerde ücret verilmesi.? Hükmüne yer verilmiştir. Son olarak, Çalışma ve  Meslek Bakımından Ayrımcılığa İlişkin 111 nolu uluslar arası sözleşmenin 1. maddesinde ise; ?Bu sözleşme bakımından Ayrımcılık terimi;  ulusal ya da toplumsal köken üzerinde yapılan ve çalışma ve meslek bakımından fırsat ve davranış eşitliğini ortadan kaldıran ya da zedeleyen herhangi bir ayırım, dışlama ya da yeğlemeyi içerir?.hükmü yer almaktadır. Dava konusu hüküm yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. 

c-) Yönetmeliğin 17.Maddesinin Beşinci Fıkrasında Yer Alan ?Aile Hekimliği Sözleşmesi Bulunmayan Geçici Aile Hekimine 4/1/1961 Tarihli Ve 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları İle Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun Uyarınca Ek Ödeme Yapılmaz.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Yönetmeliğin 17.Maddesinin Beşinci Fıkrasında Yer Alan ?Aile Hekimliği Sözleşmesi Bulunmayan Geçici Aile Hekimine 4/1/1961 Tarihli Ve 209 Sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları İle Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun Uyarınca Ek Ödeme Yapılmaz.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

Bilindiği gibi, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık kurumları ile Esenlendirme Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunda; personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinin personelin kuruma fiilen katkı sağladığı sürece ek ödeme olarak verilebileceği hükmü yer almaktadır. Sağlık Bakanlığına Bağlı Kurum ve Kuruluşlarda Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1.maddesinde; Bu Yönetmeliğin amacının, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında, Bakanlıkça belirlenen hizmet sunum şartları ve kriterleri dikkate alınmak suretiyle, personelin unvanı, görevi, çalışma şartları ve süresi, hizmete katkısı, performansı, serbest çalışıp çalışmaması ile yapılan muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlar esas alınarak, döner sermayeden yapılacak ek ödemenin oran, usul ve esaslarını belirlemek, sağlık hizmetlerini iyileştirmek, kaliteli ve verimli hizmet sunumunu teşvik etmek olduğu hüküm altına alınmış 5.maddesinde ise; 209 sayılı Kanundaki düzenlemeye paralel olarak Ek ödemenin, personelin kurum ve kuruluşa fiilen katkı sağladığı sürece verilebileceği düzenlenerek hüküm altına alınmıştır. Özetle, döner sermaye ek ödemesi yapısı itibari ile verilen hizmetler sonucu oluşan meblağın verilen katkı oranında katkı sağlayanlara dağıtılması esasına dayanmasına rağmen fiilen katkı sağlamak suretiyle bu meblağın oluşmasına katkı sağlayan personellere döner sermaye ödenmemesi hukuka ve hakkaniyete uymamaktadır.

 

d-) Yönetmeliğin 17.Maddesinin Beşinci Fıkrasında Yer Alan ?Aylıklarına Ve Ücretlerine İlave Olarak Birinci Ve Üçüncü Fıkralara Göre Yapılacak Ödemelerin Toplamı, Tavan Ücretin Üç Katını Geçemez.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

Dava konusu Yönetmeliğin 17.Maddesinin Beşinci Fıkrasında Yer Alan ?Aylıklarına Ve Ücretlerine İlave Olarak Birinci Ve Üçüncü Fıkralara Göre Yapılacak Ödemelerin Toplamı, Tavan Ücretin Üç Katını Geçemez.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 

Dava konusu hükümle getirilen sınırlama fazla çalışmanın fazla ücretlendirilmesi esası üzerine oluşturulan ücret ödeme sisteminde yapılan hizmetlerin bir kısmının ücretlendirilmemesi suretiyle çalışanlar açısından bir angarya yükleyecektir. Anayasamızın 18. maddesi angaryayı yasaklamıştır. Ayrıca, asli aile hekimi olarak veyahut geçici aile hekimi statüsü ile verilen hizmet aynı olup bu tür sınırlandırmalar yoluyla farklı belirleme yapılması adalet ve eşitlik kavramları ile çelişmektedir. Madde bu hali ile çalışma barışını da zedelediğinden Anayasamızın çalışma barışını düzenleyen 49.maddesi hükmü ile çelişmektedir.

 

11-) Yönetmeliğin 18.Maddesinin Birinci Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Yönetmeliğin 18.Maddesinin Birinci Fıkrasında yer alan:? Koruyucu hekimlik hizmetlerinden; aşılama, gebe, bebek-çocuk takibi için ayrı ayrı, başarı oranına göre kesinti uygulanır. Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimi veya geçici aile hekimi için 16 ncı maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre hesaplanan brüt ücretin;

            a) Aylık başarı oranı, % 98 - % 97 ise % 2?si,

b) Aylık başarı oranı % 96 - % 95 ise % 4?ü,

            c) Aylık başarı oranı % 94 - % 90 ise % 6?sı,

ç) Aylık başarı oranı % 89 - %85 ise % 8?i,

d) Aylık başarı oranı, % 85?ten daha düşük olanlar için % 10?u,

 

esas alınmak suretiyle hesaplanacak miktarlar, aşılama, gebe, bebek-çocuk takibi için ayrı ayrı değerlendirilerek aile hekimine yapılacak ödemeden düşülür.? Hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

            Dava konusu düzenleme ile, koruyucu hekimlik hizmetlerinden olan aşılama, gebe, bebek ve çocuk takibi için ayrı ayrı başarı oranına göre muhtelif oranlarda kesinti uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hüküm ile başarının esas alınmasından ziyade aile hekimlerinden kesinti yapmak için sebep arandığı gayet açıktır. Şayet başarı elde etmek amaçlanıyorsa, pozitif olarak başarıyı ödüllendirmek ve başarılı olanlara başarı oranına göre ödeme yapmak daha doğru bir yöntem olacaktır.

Ayrıca, dava konusu hükme göre hesaplanan ücret, sadece koruyucu aile hekimliği uygulaması için değil tüm hizmetler toplamı için ödenmektedir. Fakat, aile hekimlerinin başarısını salt koruyucu aile hekimliği uygulamaları çerçevesinde değerlendirmek ve toplamda brüt ücretin % 20 si kadar kesinti yoluna gitmek başarının değil aile hekimlerine ödenen ücretin azaltılmasının esas alındığının çok net bir göstergesidir. Zira, başarı esas alınacaksa, kesintinin de brüt ücrete değil sadece koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik olmasını gerektirmektedir.  Özetle, aile hekimlerinin toplam iş yükünün belki de % 10 veya % 20 gibi bir oranını teşkil eden koruyucu sağlık hizmetlerini tek başına başarıya esas kabul ederek geriye kalan % 80 oranındaki hizmetleri başarısızlık kapsamında değerlendirmek hukukla ve hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.

 

Yine, aylık başarı oranı olarak tespit edilen başarı aralıkları % 98 olarak başlatılmakta ve % 85?e kadar düşürülmektedir. Ayrıca, bu başarı oranlarının %90?ın altına düşmesi, 14. madde hükmüne göre 20 ceza puanı ile cezalandırılmaktadır. Aynı eylemden ötürü, hem parasal hem de sözleşmenin sona erdirilmesi tehdidi suretiyle iki ayrı ceza öngörülmektedir. Keza, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 2001/427 E. ve 2004/448 K. Numaralı dosyasında; ?657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 inci maddesine göre disiplin cezası alanlara ayrıca bir de belli bir süre ek ödemeden yararlandırılmama yoluna gidilmesinde hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.?denilerek bir suça iki ceza verilemeyeceği ilkesi benimsenmiştir. Yine, yakın bir geçmişte %84 gibi bir aşılama oranı için il idarelerini başarı belgesiyle takdir eden Bakanlığın,  aile hekiminin  %97,99 oranında olabilecek başarısını bile başarısızlık olarak görüp para cezasıyla tecziye etmesi  hakkaniyetle örtüşmemektedir.

 

Başarısızlık olarak görülen hizmetin her hekim için aynı sonucu doğurması için hasta sayılarının oranlaması değil sayısının esas alınması gerekmektedir. Örneğin üç gebeye hizmet veren hekim ile 30 gebeye hizmet veren hekim kıyaslandığında bir gebe açısından değerlendirme birinde %33 gibi bir oranı bulmakta iken 30 gebeye hizmet veren hekim açısından bu oran %3?e tekabül etmektedir. Bu durum hukuka ve hakkaniyete uymaz. Zira, hastaların dağılımı bulunan coğrafya ve eğitim durumuna göre değişlik arz etmektedir. Örneklendirmeyi çoğaltacak olursak bu tür oranlamada 20 aşı gerekirken bir aşı kaçıran hekim performansı bu aşının hepatit, pentaksim, bcg olmaları durumunda bu aşıların kendi içerisinde ki dağılımına göre kaçırılan bir aşı olmasına rağmen %87,5 ile %95.75  arasında başarı oranı değişmektedir.

 

12-) Yönetmeliğin 19.Maddesi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

a-) Yönetmeliğin 19. Maddenin 1. Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan ?1) 0-59 Ay Grubu İçin (1.75) Katsayısı, 2) Gebeler İçin (3) Katsayısı, 3) 65 Yaş Üstü İçin (1,75) Katsayısı, 4) Cezaevlerinde Tutuklu Ve Hükümlüler İçin (2.25) Katsayısı, 5)Diğer Kişiler İçin (0,80) Katsayısı, Esas Alınır.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

Dava konusu Yönetmeliğin 19. Maddenin 1. Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan ?1) 0-59 Ay Grubu İçin (1.75) Katsayısı, 2) Gebeler İçin (3) Katsayısı, 3) 65 Yaş Üstü İçin (1,75) Katsayısı, 4) Cezaevlerinde Tutuklu Ve Hükümlüler İçin (2.25) Katsayısı, 5)Diğer Kişiler İçin (0,80) Katsayısı, Esas Alınır.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 

Dava konusu hükümde yer alan katsayı uygulaması, hizmet sunumunda aile sağlığı elamanının önceliklerini etkileyeceğinden hizmet sunumunda eşit olmayan yaklaşımlara sebebiyet verebilecektir. Zira, aile sağlığı elemanının görev yaptığı her hekimin kayıtlı hasta sayısı ve dağılımı aynı olamayacaktır. Bu tip bir katsayı uygulaması ile aynı işi yapan farklı bölge ve eğitim seviyelerine göre hasta dağılımına sahip hekimlerin yanında görev yapan aile sağlığı elemanları arasında yer yer birkaç kat ücret farkı oluşmasına yol açabilecek ve eşit işe eşit ücret hükmü de böylece ihlal edilmiş olacaktır. Zira, Anayasamızın ?Ücrette Adalet Sağlanması? başlığını taşıyan 55.maddesinde:?Ücret emeğin karşılığıdır.Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.? Hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 23.maddesinin 2.fıkrasında:?Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.? Hükmü yer almaktadır. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin ?Adil ve Uygun İşte Çalışma Şartları? başlığını taşıyan 7.maddesinde ise:?Bu Sözleşmeye Taraf Devletler herkese adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı tanır. Bu şartlar aşağıdaki hakları güvence altına alır: a) Bütün çalışanlara sağlanan asgari bir gelir ile birlikte en azından:

i) Hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın özellikle kadınların erkeklerin çalışma şartlarından daha alt düzeyde olmayan şartlarda çalışmaları güvence altına alınarak, eşit işe eşit ve adil ücret;

ii) bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, kendisi ve ailesi için nezih bir yaşam;

b) Güvenli ve sağlıklı çalışma şartları;

c)  Herkesin işinde daha yüksek mevkilere atanma sırasında, kıdem ve ehliyetten başka bir ölçüye tabi olmaksızın, eşit imkanlar;

d) Dinlenme, çalışma arası, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ile ücretli yıllık izin ve resmi tatillerde ücret verilmesi.? Hükmüne yer verilmiştir. Son olarak, Çalışma ve  Meslek Bakımından Ayrımcılığa İlişkin 111 nolu uluslar arası sözleşmenin 1. maddesinde ise; ?Bu sözleşme bakımından Ayrımcılık terimi;  ulusal ya da toplumsal köken üzerinde yapılan ve çalışma ve meslek bakımından fırsat ve davranış eşitliğini ortadan kaldıran ya da zedeleyen herhangi bir ayırım, dışlama ya da yeğlemeyi içerir?.hükmü yer almaktadır.

 

c-) Yönetmeliğin 19 Maddesinin 1. Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan ?Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezler ile nüfus ve coğrafî yapısı nedeniyle kayıtlı nüfusun zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde, kayıtlı kişi sayısı (2.400)?den fazla, diğer yerlerde (4.000)?den fazla ise, kayıt tarihi esas alınmak üzere bu sayıları aşan kısım için aile sağlığı elemanlarına herhangi bir ödeme yapılmaz..? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

Dava konusu Yönetmeliğin 19 Maddesinin 1. Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan ?Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezler ile nüfus ve coğrafî yapısı nedeniyle kayıtlı nüfusun zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde, kayıtlı kişi sayısı (2.400)?den fazla, diğer yerlerde (4.000)?den fazla ise, kayıt tarihi esas alınmak üzere bu sayıları aşan kısım için aile sağlığı elemanlarına herhangi bir ödeme yapılmaz..? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 

   Bilindiği gibi, Anayasamızın 18.maddesinde hüküm altına alınan ?Angarya Yasağı? ile kimseye angarya yüklenemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bir hekimin bölgesinde meydana gelen bir artış sebebiyle meydana gelecek hasta artışında iş yükünün getireceği maddi menfaatin aile hekiminin yanında görev yapan aile sağlığı elemanına  verilmemesi buna karşılık bu hastaların eksik yapılacak işlemleri sebebiyle ceza puanı ile maaşlarının düşürülmesi ayrıca büyük bir haksızlığa sebebiyet verebileceğinden dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir.

 

d-) Yönetmeliğin 19 Maddesinin 2. Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

Dava konusu Yönetmeliğin 19 Maddesinin 2. Fıkrasında yer alan: ?Sözleşmeyle çalıştırılan aile sağlığı elemanlarına, bu madde uyarınca her ay itibarıyla yapılacak brüt ödemeler toplamı ile Devletçe karşılanacak sosyal güvenlik prim veya kesenekleri toplamı, tavan ücretin birbuçuk katını aşamaz? hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki; Dava konusu hükümle öngörülen sınırlama fazla çalışmanın fazla ücretlendirilmesi esası üzerine oluşturulan ücret ödeme sisteminde yapılan hizmetlerin bir kısmının ücretlendirilmemesi suretiyle çalışanlar açısından bir angarya yükleyeceğinden angaryayı yasaklayan Anayasamızın 18. maddesi hükmüne aykırılık teşkil etmektedir.

 Ayrıca, aile hekimleri açısından bu uygulamanın 6 kat olarak belirlenmiş olmasına rağmen aile sağlığı elemanları için 1.5 kat olarak belirlenmesi alınan ücretler açısından aile hekimleri ile aile sağlık elemanlarının ücretleri farklı olduğundan çalışma barışını engelleyecek bir hükümdür.

e-) Yönetmeliğin 19.Maddenin 5. Fıkrasında Yer Alan ?Herhangi Bir Ad Altında Ödeme Yapılamaz.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

Dava konusu Yönetmeliğin 19.Maddenin 5. Fıkrasında Yer Alan: ?Herhangi Bir Ad Altında Ödeme Yapılamaz.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki; Yapılan hizmetlerin Hakkaniyet ilkesi göz önüne alınarak değerlendirilmesi hukukun genel ilkelerindendir. Örneğin Aile Sağlığı Elemanları Valilik oluru ile hastane vb. yerlerde görevlendirilebilmektedir. Söz konusu hizmetler için herhangi bir ücret ödenmeyeceğinin öngörülmesi bu tür görevlendirmelerin de yapılamayacağına dair bir hüküm içermediği zaman Anayasamızın 18. maddesinde hüküm altına alınan angarya yasağına dair hüküm ile de çelişmektedir.

Bilindiği gibi, Anayasamızın 18. maddesinde; ?Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.?

?Şekil ve şartları kanunda düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz.? ve yine Anayasamızın 55 . maddesinde;   ?Ücret emeğin karşılığıdır.Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.? Hükümlerine yer verilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun aşağıda belirtilen ilgili maddelerinde ise; memurların haftalık çalışma süresi, fazla çalışma karşılığı hangi şartlarda ücret ödeneceği veya izin hakkına ilişkin hükümler düzenlenmiştir;

657 sayılı yasanın 99. maddesinde; ?Memurların haftalık çalışma süresi genel olarak 40 saattir.Bu süre Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmak üzere düzenlenir. Ancak özel kanunlarla yahut bu kanuna veya özel kanunlara dayanılarak çıkarılacak tüzük ve yönetmeliklerle, kurumların ve hizmetlerin özellikleri dikkate alınmak suretiyle farklı çalışma süreleri tespit olunabilir.? Ve 178. maddesinde ise;  A) 99 ve 100 üncü maddeler hükümleri uyarınca tespit olunan günlük çalışma saatleri dışında;

a) Salgın hastalık ve tabii afetler gibi olağanüstü hallerin olması (Bu hallerin devamı süresince),

b) Fabrika, atelye, şantiye, işletme gibi yerlerde İş Kanununa tabi olarak işçi çalıştıran kurumlarca hizmetin gereği olarak işçi ile birlikte çalışma saatleri ve günü dışında çalışmanın zorunlu bulunması hallerine münhasır olmak üzere, yapılan fazla çalışmalar ücretle karşılanır.

Yukarıda sayılan hallerde yaptırılacak fazla çalışmanın süresi ve saat başına ödenecek ücret Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenir.

B) (İptal: Anayasa Mahkemesi?nin 14/02/1997 tarih ve E: 1997/20, K: 1997/32 sayılı Kararı ile; Yeniden düzenleme: 03/04/1998 - 4359/4. md.) Kurumlar gerektiği taktirde personelini günlük çalışma saatleri dışında fazla çalışma ücreti vermeksizin çalıştırabilirler. Bu durumda personele yaptırılacak fazla çalışmanın her sekiz saati için bir gün hesabı ile izin verilir. Ancak, bu suretle verilecek iznin en çok on günlük kısmı yıllık izinle birleştirilerek yılı içinde kullandırılabilir.

Fazla çalışmanın uygulama esas ve usulleri Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken belirlenir. Hükümlerine yer verilmiştir.

 

   Yine ülkemizin de imza altına aldığı  çalışma hayatına ilişkin ILO?nun 29 sayılı sözleşmesinde ise;

 Cebri ve mecburi çalıştırma halleri belirlenmiş, bu sözleşmenin 10. maddesi ?zaruri ve kamu menfaati gerektiren işler? hariç, zorla çalıştırmayı yasaklamıştır.

11/1 maddesi ?18?den yukarı 45 yaşından aşağı yaştakilerin sağlık durumları elverenler? çalıştırılabilir demiştir.

12/1 maddesi ?12 ayda en fazla 60 gün? çalıştırılabileceğini,

13/1 maddesi ise ?cebri veya mecburi çalıştırılmaya maruz kalan her şahsın normal çalışma saatleri, gönüllü çalışma için ayrılan saatlerle aynı olmalı ve cebri veya mecburi çalıştırılma esnasında normal süre içinde icra edilen çalışma saatleri için öngörülen nispetlere eşit nispetlerde ücretlendirilmelidir.? Belirtmiştir.

13/2 maddesi ?herhangi bir şekil altında veya mecburi çalıştırmaya maruz kalan bütün şahıslara haftada bir dinlenme günü verilmelidir.? Demiştir.

22 madde ?cebri veya zorunlu çalıştırma yapan ülkelerin bu durumu bir rapor ile bildireceklerini? belirtmiştir.

25 madde ?cebri veya mecburi çalıştırmanın kanuna aykırı olarak geliştirilmesinin bir suç olarak sayılacağı?nı vurgulamaktadır. Hükümlerine yer verilmiştir.

Yukarıda sayılan mevzuatların tümü birlikte değerlendirildiğinde; çalışanın çalışma şartları ile ilgili olarak, çalıştırana karşı korunduğu, asgari çalışma süreleri veya fazla çalışmalar karşısındaki hak ve yükümlüklerinin düzenlendiğini, idareye fazla çalışma karşılığı, çalışanı koruyan herhangi bir yükümlülük getirmeyen çalışmaların zorla çalıştırma niteliğinde olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

 

13-) Yönetmeliğin 20.Maddesi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

a-) Yönetmeliğin 20.Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

Dava konusu Yönetmeliğin 20.Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinde yer alan:? 19 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kayıtlı kişiler için yapılacak net ödeme miktarının % 50?si asıl aile sağlığı elemanına, % 25?i geçici aile sağlığı elemanına,? ibaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 

Devlet çalışma hayatını düzenler iken Anayasamızın 49. maddesi ile hüküm altına alınmış olan çalışma barışının sağlanması ile mükelleftir. Asli aile sağlığı elemanlığı görevini yürütenler açısından çalışmadan ücretin yarısını almasına hak kazanılması öngörülür iken görevlendirme ile çalışana %25 öngörülmesi hukuka ve hakkaniyete uymamaktadır. Ayrıca, aile hekimleri açısından %50 oranı öngörülürken aile sağlığı elemanları açısından bu oranın yarıya düşürülmesi çalışma barışını tehdit etmektedir.

 

    Bilindiği gibi, Anayasamızın ?Ücrette Adalet Sağlanması? başlığını taşıyan 55.maddesinde:?Ücret emeğin karşılığıdır.Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.? Hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 23.maddesinin 2.fıkrasında:?Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.? Hükmü yer almaktadır. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin ?Adil ve Uygun İşte Çalışma Şartları? başlığını taşıyan 7.maddesinde ise:?Bu Sözleşmeye Taraf Devletler herkese adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı tanır. Bu şartlar aşağıdaki hakları güvence altına alır: a) Bütün çalışanlara sağlanan asgari bir gelir ile birlikte en azından:

i) Hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın özellikle kadınların erkeklerin çalışma şartlarından daha alt düzeyde olmayan şartlarda çalışmaları güvence altına alınarak, eşit işe eşit ve adil ücret;

ii) bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, kendisi ve ailesi için nezih bir yaşam;

b) Güvenli ve sağlıklı çalışma şartları;

c)  Herkesin işinde daha yüksek mevkilere atanma sırasında, kıdem ve ehliyetten başka bir ölçüye tabi olmaksızın, eşit imkanlar;

d) Dinlenme, çalışma arası, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ile ücretli yıllık izin ve resmi tatillerde ücret verilmesi.? Hükmüne yer verilmiştir. Son olarak, Çalışma ve  Meslek Bakımından Ayrımcılığa İlişkin 111 nolu uluslar arası sözleşmenin 1. maddesinde ise; ?Bu sözleşme bakımından Ayrımcılık terimi;  ulusal ya da toplumsal köken üzerinde yapılan ve çalışma ve meslek bakımından fırsat ve davranış eşitliğini ortadan kaldıran ya da zedeleyen herhangi bir ayırım, dışlama ya da yeğlemeyi içerir?.hükmü yer almaktadır.

 

   b-)  Yönetmeliğin 20.Maddesinin İkinci Fıkrası Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

Dava konusu Yönetmeliğin 20.Maddesinin İkinci Fıkrasında yer alan:? Boş veya boşalmış pozisyona görevlendirilen geçici aile sağlığı elamanına 19 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kayıtlı kişiler için yapılacak net ödeme miktarının % 25?i ödenir.? Hükmü hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 

Dava konusu hüküm ile görevlendirme suretiyle çalıştırılan geçici aile sağlığı elemanına %25 oranında ödeme yapılması, Anayasamızda yer alan Kanun Önünde Eşitlik ilkesinin ihlaline sebebiyet verdiği gibi ?Eşit İşe Eşit Ücret? ilkesinin de ihlaline sebebiyet vermektedir. Geçici aile hekimleri açısından %50 oranında ödeme öngörülürken geçici aile sağlığı elemanları açısından bu oranın yarıya düşürülmesi ise çalışma barışına zarar vermektedir.

 

Bilindiği gibi, Anayasamızın ?Ücrette Adalet Sağlanması? başlığını taşıyan 55.maddesinde:?Ücret emeğin karşılığıdır.Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.? Hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 23.maddesinin 2.fıkrasında:?Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.? Hükmü yer almaktadır. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin ?Adil ve Uygun İşte Çalışma Şartları? başlığını taşıyan 7.maddesinde ise:?Bu Sözleşmeye Taraf Devletler herkese adil ve elverişli şartlarda çalışma hakkı tanır. Bu şartlar aşağıdaki hakları güvence altına alır: a) Bütün çalışanlara sağlanan asgari bir gelir ile birlikte en azından:

i) Hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın özellikle kadınların erkeklerin çalışma şartlarından daha alt düzeyde olmayan şartlarda çalışmaları güvence altına alınarak, eşit işe eşit ve adil ücret;

ii) bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak, kendisi ve ailesi için nezih bir yaşam;

b) Güvenli ve sağlıklı çalışma şartları;

c)  Herkesin işinde daha yüksek mevkilere atanma sırasında, kıdem ve ehliyetten başka bir ölçüye tabi olmaksızın, eşit imkanlar;

d) Dinlenme, çalışma arası, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ile ücretli yıllık izin ve resmi tatillerde ücret verilmesi.? Hükmüne yer verilmiştir. Son olarak, Çalışma ve  Meslek Bakımından Ayrımcılığa İlişkin 111 nolu uluslar arası sözleşmenin 1. maddesinde ise; ?Bu sözleşme bakımından Ayrımcılık terimi;  ulusal ya da toplumsal köken üzerinde yapılan ve çalışma ve meslek bakımından fırsat ve davranış eşitliğini ortadan kaldıran ya da zedeleyen herhangi bir ayırım, dışlama ya da yeğlemeyi içerir?.hükmü yer almaktadır.

 

c-) Yönetmeliğin 20.Maddesinin Beşinci Fıkrasında Yer Alan ?Aile Sağlığı Elemanlığı Sözleşmesi Bulunmayan Geçici Aile Sağlığı Elemanına 209 Sayılı Kanun Uyarınca Ek Ödeme Yapılmaz.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

Dava konusu Yönetmeliğin 20.Maddesinin Beşinci Fıkrasında Yer Alan: ?Aile Sağlığı Elemanlığı Sözleşmesi Bulunmayan Geçici Aile Sağlığı Elemanına 209 Sayılı Kanun Uyarınca Ek Ödeme Yapılmaz.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 

Bilindiği gibi, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık kurumları ile Esenlendirme Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunda; personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinin personelin kuruma fiilen katkı sağladığı sürece ek ödeme olarak verilebileceği hükmü yer almaktadır. Sağlık Bakanlığına Bağlı Kurum ve Kuruluşlarda Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1.maddesinde; Bu Yönetmeliğin amacının, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarında, Bakanlıkça belirlenen hizmet sunum şartları ve kriterleri dikkate alınmak suretiyle, personelin unvanı, görevi, çalışma şartları ve süresi, hizmete katkısı, performansı, serbest çalışıp çalışmaması ile yapılan muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler ve özellik arz eden riskli bölümlerde çalışma gibi unsurlar esas alınarak, döner sermayeden yapılacak ek ödemenin oran, usul ve esaslarını belirlemek, sağlık hizmetlerini iyileştirmek, kaliteli ve verimli hizmet sunumunu teşvik etmek olduğu hüküm altına alınmış 5.maddesinde ise; 209 sayılı Kanundaki düzenlemeye paralel olarak Ek ödemenin, personelin kurum ve kuruluşa fiilen katkı sağladığı sürece verilebileceği düzenlenerek hüküm altına alınmıştır.Özetle, döner sermaye ek ödemesi yapısı itibari ile verilen hizmetler sonucu oluşan meblağın verilen katkı oranında katkı sağlayanlara dağıtılması esasına dayanmasına rağmen fiilen katkı sağlamak suretiyle bu meblağın oluşmasına katkı sağlayan personele ödenmemesi hukuka ve hakkaniyete uymamaktadır.

 

ç-) 20.Maddenin Beşinci Fıkrasında Yer Alan ?Aylıklarına Ve Ücretlerine İlave Olarak Birinci Ve İkinci Fıkralara Göre Yapılacak Ödemelerin Toplamı, Tavan Ücretin %75?ini Geçemez.? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

Dava konusu Yönetmeliğin 20.Maddenin Beşinci Fıkrasında Yer Alan ?Aylıklarına Ve Ücretlerine İlave Olarak Birinci Ve İkinci Fıkralara Göre Yapılacak Ödemelerin Toplamı, Tavan Ücretin %75?ini Geçemez.? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 

Dava konusu hükümle getirilen sınırlama fazla çalışmanın fazla ücretlendirilmesi esası üzerine oluşturulan ücret ödeme sisteminde yapılan hizmetlerin bir kısmının ücretlendirilmemesi suretiyle çalışanlar açısından bir angarya yükleyecektir. Anayasamızın 18. maddesi angaryayı yasaklamıştır. Ayrıca, asli aile sağlığı elemanı olarak veyahut geçici aile sağlığı elemanı statüsü ile verilen hizmet aynı olup bu tür sınırlandırmalar yoluyla farklı belirleme yapılması adalet ve eşitlik kavramları ile çelişmektedir. Madde bu hali ile çalışma barışını da zedelediğinden Anayasamızın çalışma barışını düzenleyen 49.maddesi hükmü ile çelişmektedir. Bu itibarla iptaline karar verilmesi gerekmektedir.

 

14-) Yönetmeliğin 22.Maddesinde Yer Alan ?On beş Gün İçinde? İbaresi Yönünden Hukuka Aykırılık Sebepleri:

 

Dava konusu Yönetmeliğin 22.Maddesinde Yer Alan ?On beş Gün İçinde? İbaresi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğinden iptal edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;

 

  Dava konusu hükümle, Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarına yapılacak ödemelerin, çalışılan ay sonuçlarının müdürlüğe bildiriminden itibaren on beş gün içinde yapılması öngörülmektedir. Günümüzde kamu kurum ve kuruluşlarındaki her türlü veri otomasyona bağlı olarak yapılmakta ve bilgisayar teknolojisi son derece etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Dolayısıyla, ödemelerin yapılmasında 15 gün gibi uzunca bir sürenin tespit edilmesinin haklı bir gerekçesi bize göre bulunmamaktadır. Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları bu sürenin uzunluğundan dolayı çoğu zaman kredi kartlarına faiz ödemek zorunda kalmakta çoğu zaman da birçok ödemesini yapamadığı için faiz ödemek zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu hükümle idareye tanınan takdir yetkisinin pozitif bir haklılığı bulunmamaktadır. Zira, kamu görevlileri açısından ücret ay itibariyle ödenen düzenli bir ödeme olup asgari tutarların peşin ödenmemesi çalışanlar açısından ücretlerinin ne zaman ödeneceği konusunda belirsizliğe yol açacaktır. Ayrıca, 15 günlük süre çok uzun olup emeğin uzun süre karşılıksız kalması gibi bir sonuç doğuracaktır ki bu devlete olan güveni sarsıcı bir tutumdur. Bu itibarla, aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının mağduriyetine yol açan ve keyfiliğe son derece müsait dava konusu hükmün iptal edilmesi gerekmektedir. 

 

15-) YÜRÜTMENİN DURDURULMASI SEBEPLERİ:

 

Malumları olduğu üzere, 2577 sayılı Kanunu?nun 27. maddesinin 2.fıkrası gereğince ?İlgili işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğacağı ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartları birlikte gerçekleştiği? taktirde ilgili işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilir. Davamıza konu düzenleyici işlem de sebep, konu ve maksat unsurları yönünden açıkça hukuka aykırı olduğundan ve söz konusu işlemin uygulanması halinde aile hekimi ve aile sağlığı elemanı olarak görev yapan sendikamız üyesi personel bakımından telafisi güç veya imkansız zararların doğacağı aşikar olduğundan dava konusu yönetmelik hükümlerinin yürütmesinin durdurulması gerekmektedir.

 

HUKUKİ SEBEPLER                    : Anayasa, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, 2577 sayılı İYUK, 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun, 30/12/2010 tarih ve 27801 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği ve sair mevzuatlar.

 

HUKUKİ DELİLLER                      : 30/12/2010 tarih ve 27801 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, Onaylı vekaletname sureti ve her türlü yasal delil.

 

NETİCE VE TALEP                       : Gerek yukarıda arz ve izah olunan ve gerekse sayın dairenizce resen gözetilecek nedenlerle;

 

1-) 30/12/2010 tarih ve 27801 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin

-     8. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ?Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları tarafından kullanılmayan izin süreleri bir sonraki sözleşme dönemine aktarılamaz.? ibaresinin,

-     8. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ?yıllık izninin bitiminden sonra beş gün daha? ibaresinin,

-     8. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ?Bir sözleşme dönemi boyunca rapor süresi yüzseksen günü aşan aile hekimi veya aile sağlığı elemanının sözleşmesi fesholunmuş sayılır.? ibaresinin,

-     9. maddesinde yer alan ? Haftalık çalışma süresi kırk saatten az olmamak kaydıyla? ibaresinin,

-     13. maddenin birinci fıkrasında yer alan ?herhangi bir ihbar veya ikaza gerek duyulmadan? ibaresinin,

-     13. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin,

-     13. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin,

-     13.maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan ?sekiz haftayı? ibaresinin,

-     14. maddesinin birinci fıkrasının ve bu fıkranın atıfta bulunduğu Ek (2)?nin,

-     14. maddesinin üçüncü fıkrasının,

-     14. maddesinin beşinci fıkrasının,

-     14. maddesinin altıncı fıkrasının,

-     15. maddesinde yer alan ?iki ay önceden bildirmek kaydıyla? ve ?iki aylık süreyi beklemeden? ibarelerinin,

-     15. maddesinde yer alan ?Müdürlüğün kabul etmemesi durumunda, bu süreyi doldurmadan görevden ayrılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanı, bir yıl süreyle sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı elemanı olamaz.? ibaresinin,

-     16. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ?1) 0-59 ay grubu için (1.6) katsayısı, 2) Gebeler için (3) katsayısı, 3) 65 yaş üstü için (1,6) katsayısı, 4) Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler için (2.25) katsayısı, 5)Diğer Kişiler için (0,79) katsayısı, esas alınır.? ibaresinin,

-     16. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ?Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezler ile nüfus ve coğrafi yapısı nedeniyle kayıtlı kişi sayısının zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde, kayıtlı kişi sayısı(2400)?den fazla, diğer yerlerde (4.000)?den fazla ise, kayıt tarihi esas alınmak üzere bu sayıları aşan kısım için aile hekimlerine herhangi bir ödeme yapılmaz.? ibaresinin,

-     16. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin,

-     16. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ?her yüz? ibaresinin,

-     16. maddesinin 2. fıkrasının,

-     16. maddesinin 5. fıkrasında yer alan ?herhangi bir ad altında ödeme yapılamaz.? ibaresinin,

-     17. maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinin,

-     17. maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinin,

-     17. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan ?Aile hekimliği sözleşmesi bulunmayan geçici aile hekimine 4/1/1961 tarihli ve 209 sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz.? ibaresinin,

-     17. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan ?Aylıklarına ve ücretlerine ilave olarak birinci ve üçüncü fıkralara göre yapılacak ödemelerin toplamı, tavan ücretin üç katını geçemez.? ibaresinin,

-     18. maddesinin birinci fıkrasının,

-     19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ?1) 0-59 ay grubu için (1.75) katsayısı, 2) Gebeler için (3) katsayısı, 3) 65 yaş üstü için (1,75) katsayısı, 4) Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler için (2.25) katsayısı, 5)Diğer Kişiler için (0,80) katsayısı, esas alınır.? ibaresinin,

-     19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ?Entegre sağlık hizmetinin sunulduğu merkezler ile nüfus ve coğrafî yapısı nedeniyle kayıtlı nüfusun zorunlu olarak düşük olduğu Bakanlıkça belirlenen yerlerde, kayıtlı kişi sayısı (2.400)?den fazla, diğer yerlerde (4.000)?den fazla ise, kayıt tarihi esas alınmak üzere bu sayıları aşan kısım için aile sağlığı elemanlarına herhangi bir ödeme yapılmaz..? ibaresinin,

-     19. maddesinin 2. fıkrasının,

-     19. maddesinin 5. fıkrasında yer alan ?herhangi bir ad altında ödeme yapılamaz.? ibaresinin,

-     20. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin,

-     20. maddesinin ikinci fıkrasının,

-     20.maddesinin beşinci fıkrasında yer alan ?Aile sağlığı elemanlığı sözleşmesi bulunmayan geçici aile sağlığı elemanına 209 sayılı Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz.? ibaresinin,

-     20. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan ?Aylıklarına ve ücretlerine ilave olarak birinci ve ikinci fıkralara göre yapılacak ödemelerin toplamı, tavan ücretin %75?ini geçemez.? ibaresinin,

-     22. maddede yer alan ?on beş gün içinde? ibaresinin,

öncelikle ve ivedilikle yürütmesinin durdurularak müteakiben İPTALİNE,

 

2-) Mahkeme masrafları ile vekalet ücretinin davalı idare aleyhine hükmedilmesine karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz. 25/01/2011  

 

 

 

       Davacı Vekili

Av. Murat BAHADIR

 

Yorum ekle

Yorum yaparken yapıcı olmaya özen gösteriniz. eleştirirken eleştirileceğinizi unutmayınız.


Güvenlik kodu
Yenile